İçinde Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi Saklı: Hünkar Beğendinin Hikayesi

Favorilerime
Ekle

1867 yazının, yüzyıllar sonra dahi hatırlanacak çok tutkulu bir hikaye için milat olacağını kimse tahmin etmezdi...

Konstantiniyye, çocukların uyuduğu, kuşlarınsa güneşin doğuşuyla şakımaya başladığı bir güne uyandı. Simitçi, sopasına simitlerini takmış, Cağaloğlu yokuşundan aşağı evlere seslenerek salınırken, imparatorluk, tüm ihtişamıyla yüzyıllardır olduğu gibi şehrin siluetini selamlıyordu.

sultanabdulaziz.com

Amma velakin dönemin padişahı Abdülaziz, sarayda değildi, hatta Konstantiniyye'de bile değildi. Alışılmamış bir hal. Çünkü imparatorlukta padişah tahtında değilse seferde demekti. Ancak bu kez padişah seferde değildi. Üçüncü Napoleon ve eşi imparatoriçe Eugenie, uluslararası bir sergi için davet ettikleri Osmanlı İmparatoru Sultan Abdülâziz'i Paris'te ağırlıyorlardı. Bu önemli bir ziyaretti çünkü Sultan Abdülâziz, sefer dışında sırf ziyaret için ülke dışına çıkan ilk ve son imparator olarak tarihe geçti.

Ancak tarihe geçen sadece bu değildi. Kaynaklar der ki Boğaz'ın sularına gizlenen aşk, Paris'te, o sergide başlamıştı bile.

Kavuşuyorlar: Aradan 2 yıl geçti

tr.wikipedia.org

Bu karşılaşmanın üzerinden 2 yaz, 2 kış, 2 sonbahar, 2 ilkbahar geçti. Sultan Abdülâziz, o porselen yüzlü, ceylan bakışlı Eugenie'yi unutmadı. Eugenie de o heybetli Osmanlı padişahını...

Şairin dediği gibi, aşk ve tutku varsa zaman bile önlerinde duramaz. Kader ağlarını aşıkları korumak için ilmek ilmek örer. Öyle de oldu. Süveyş Kanalı'nın açılışına İmparatoriçe Eugenie de davetliydi. Mısır'a gemiyle giderken Konstantiniyye'ye, Abdülâziz'in yanına uğradı. Şehre ayak bastığında maviliklerde kanat çırpan kuşlar, Abdülâziz'in yüreğinde de pır pır ediyordu.

İmparatoriçe Eugenie, Boğaz'ın şaşaalı ama mağrur bekçisi Beylerbeyi Sarayı'na ayak bastığında, Sultan Abdülâziz de Dolmabahçe Sarayı’ndan saltanat kayığıyla saraya gelmişti bile. Hediyeler ardı ardına gelmişti ancak Abdülâziz'in gecelik entarisi yapılması için Eugenie'ye hediye ettiği şal çoktan şehrin tüm sokaklarında fısıltıların ana konusu olmuştu bile.

Tarih der ki Eugenie ve Sultan Abdülâziz o geceyi birlikte geçirdi. Başbaşa. İki aşık, 2 yıllık maceranın sonunda Konstantiniyye'de kavuşmuştu. Söylentiler durmadı, Sultan Abdülâziz'in annesi Pertevniyal Valide Sultan, haremi ziyaret eden Eugenie'ye "Memleketine dön, senin kocan yok mu!" diye bağıracak kadar hem de.

Hikaye mutsuz: Geride kalan iki buruk kalp

sultanabdulaziz.com

Ancak hikaye mutlu sonla bitmedi. Aşıkların yüzleri bir daha gülmedi. Abdülâziz tahttan indirildi, öldürüldü. Üçüncü Napoleon, eşi Eugenie ile sürgüne gönderildi. Bu kırık hikaye akıllarda hep bir soru işaretiyle kaldı ta ki...

Ta ki tarihçi Murat Bardakçı'nın, yazısında da belirttiği gibi İspanyol Kültür Merkezi "Cervantes Enstitüsü"nün Müdürü Pablo Martin Asuero'nun yayınladığı "Mavi Sütunlu Saray" kitabına kadar. Bu kitapta hikaye doğrulandı, tarih sayfalarında soru işaretleri silinerek acı bir hatıra olarak yer aldı.

Sürgünle birlikte Fransa'ya gidemeyen Eugenie, 40 küsur yıl aradan sonra İstanbul'a yeniden geldi. Padişah Sultan Reşad'a, Abdülâziz'in oğlu Yusuf İzzettin Efendi'yi görme talebini iletti. Bu, küllenen aşkına hem yeniden bir "merhaba", hem de "elveda" demekti.

Aşk hikayesi bununla bitmedi. Bir de tarif kaldı bize hatıra. Hünkar beğendiden bahsediyoruz. Evet, bu yemekteki hünkar, bizzat Sultan Abdülâziz'in kendisi.

Aşktan geriye kalan: Hünkar beğendi ve hikayesi

Hünkar Beğendi Tarifi

Hünkar beğendi yemeğinin temelinde elbette Eugenie ile Sultan Abdülâziz'in hüzünlü ve buruk aşk hikayesi var. Küllenen aşk, patlıcanın közünde ama yemek bu aşkın neresinde ortaya çıktı?

Burada iki farklı söylenti var. Birincisi, İmparatoriçe Eugenie İstanbul'a geldiğinde aşçısını da beraberinde getirmişti. Aşçısı matbahta (mutfakta) beşamel sos hazırlarken, Osmanlı aşçısının dikkatini çekti ve Osmanlı aşçısı beşamel sosa közlenmiş patlıcan katarak bir deneme yaptı. Üstüne imparatorluğun tarih boyunca pek sevdiği eti de ekledi ve padişaha sundu. Padişah yemeği çok sevdiğinden, yemeğin adı hünkar beğendi oldu.

İkinci rivayet ise şöyle; Eugenie'nin Konstantiniyye'ye gelişi onuruna bir davet vermeye hazırlanan Sultan Abdülâziz, heyecanı ölçüsünde hazırlanan yemekleri bir türlü beğenmez. En sonunda Sultan'ın beğendiği bir yemeğin hazırlığına girişen aşçılar, sonunda hünkarın beğenisini kazanınca yemeğin adını hünkar beğendi koydu. Yemeği Eugenie de o kadar beğenmiş ki, tarifini de beraberinde götürdüğü söylenir.

Bu hikayenin üstüne, canı hünkar beğendi çekenlere, tarifi şuraya iliştirelim: Hünkar beğendi tarifi

Afiyet olsun.



Doyamayanlar için bir önerimiz daha var!

Yorumlar

1

Ertan Ünal6 Nisan 2017 1:54
Bu hikaye doğrumudur değilmidir bilemem. Ama çok dikkatimi çeken ve bir okadarda rahatsız olduğum husus var. Bu husus 1867 yılında yaşanan bir olay ve İstanbul 1453 de fethediliyor. Siz bu yazınızda konstantiniye diye İstanbulun adını değiştiriyorsunuz. Bence hiç hoş olmamış. Bilakis çok üzüldüm İmparatorluğun başkentine hala bizans ismiyle hitap edilmesi çok rahatsız edici ve utanılacak bir durumdur bu.
Yanıtla
Ayşe Sapmaz 6 Nisan 2017 3:22
Yanıtla
Katılıyorum size Ertan ünal kesinlike hoş olmamış
'Tayfun Karagöz 6 Nisan 2017 4:06
Yanıtla
İstanbul'un isimlerinden olan konstantiniyye Osmanlı döneminde de gayet kullanılan bir isim. Yugoslavya eski Rumeli illerinin adini değiştirdi ama hala orada yerli Müslüman halk eski ismiyle anıyor ama bundan rahatsız olan yok. Olaya milli değil kültürel olarak yaklaşmamız gerekiyor diyoe düşünüyorum
Ufuk Utaş 7 Nisan 2017 11:28
Yanıtla
Ayasofya Müzesi'nin müdürlüğünü de yapmış, tarihçi, Profesör Doktor Ahmet Haluk Dursun, "Osmanlı döneminde en çok kullanılan ismin Konstantinopolis'in Arap diline çevrilen şekli ''Konstantiniyye'' olduğunu belirtir. "Halk arasında mutluluk şehri anlamına gelen ''Dersaadet'' ve büyük dergah anlamında ''Asitane''nin de kullanıldığını" söyler.
Reyhan Ünver 8 Nisan 2017 8:10
Yanıtla
Çooook haklısınız. .. Bende rahatsız oldum bu durumdan. Sultan ı kastederken kullanılan imparator kelimesi de çok yanlış. ????
Şamil Cabıoğlu 26 Ekim 2017 6:21
Yanıtla
osmanlı imparatorluğu derken sıkıntı yok da, osmanlı imparatoru derken mi sıkıntı var? kim ne derse desin osmanlı bir imparatorluktur ve her ne kadar osmanlı yöneticileri sulan olarak adlandırılsa da imparatorluğun başında olduğundan aynı zaman da imparatordur. sultanlık orhan döneminde kullanılmaya başlanırken fatih istanbulu fethettiğinde devlet imparatorluk haline gelir ve haliyle de sultan da imparator olur. imparator denmesinde ne gocunulacak birşey ne de başka hiçbir sakınca yoktur. gelelim konstantiniyyeye. şehri bulan konstantin adındaki lavuğun şehri anlamına gelen konstantinopolis orjinal adıdır ve bunda da hiçbir sakınca yoktur. ikinci mehmet kurmadı bu şehri sonuçta. istanbulu bu denli değerli ve önemli kılan kişi konstantin denen heriftir ve konstantinopolis denmesinde bir sakınca yoktur. konstantin olmasa 2.mehmeti fatih yapacak bir şehir de olmazdı.
Şamil Cabıoğlu 26 Ekim 2017 6:26
Yanıtla
herşeyi bırakın da islam aleminin dini ilimler hariç diğer tüm ilimlerinin, icatlarının kaynağı eski yunanlardan gelmekte. bir yandan kuran okurlarken diğer yandan sokratları bilmem kimusları arapçaya çevirdiler ordan yola çıktı eski putperestlerin torunları. hep onlardan öğrendikleriyle bir yerlere gelmişlerdir. hadi buyur.

Vallahi Bırakmayız, Bir Tabak Daha?