nikah-masasinda-terk-edilen-adam

Nikah Masasında Terk Edilen Adamın Elmalı Turtayla Değişen Hüzünlü Hikayesi

Favorilerime
Ekle

"Özür dilerim" dedi.

"Artık benden özür dileme" dedim.

"Özür dilerim, sana tüm hikayemi anlatmadım. Lütfen beni dinle" dedi.

Hıçkırıklarından sesi duyulmuyordu.

***

Kaş'taki Çocuk ile son konuşmamızdı bu. Bana hikayesini anlatacağına söz verdi o gün telefonda. Ama zamana ihtiyacı vardı, uzun zaman sonra ilk defa birine karanlık geçmişini anlatacaktı, hazırlanmalıydı. Yüreğinin en derinine gömdüğü ya da gömdüğünü sandığı mutsuz geçmişini yeniden kelimelerle diriltmeden önce kendini hazır hissetmeye ihtiyacı vardı.

"Tamam" dedim, sevdiğim adamın neden beni üzdüğünü, beni istemediğini anlamam için zamana ihtiyaç varsa ben de beklerdim. 28 sene beklemiştim, yine beklerdim, ufacık bir mutlu son ihtimali için tüm ömrümü beklemekle geçirmeye hazırdım ne de olsa.

Kaş'taki Çocuk bundan birkaç gün önce mesaj attı. Hazır olduğunu, istediğim zaman konuşabileceğimizi söyledi. Onu kafeye davet ettim. Kafe açılmadan, diğer çalışanlar ve müşteriler gelmeden önce kafede baş başa buluşacak ve aramızdaki karanlık hayaletin ne olduğunu keşfedecektik.

***

Ona kızıyordum, ona güceniyordum, ona ağlıyordum ama elimde değildi, bir yandan da onu her düşündüğümde karnımda kelebekler kanat çırpıyor, beni hiç alışık olmadığım daha güzel bir dünya olma olasılığına inandırıyorlardı.

Bu yüzden Kaş'taki Çocuk ile buluşacağımız gün sabah 5'te kafeye geliyorum. Hava hala zifiri karanlık. Mutfağa giriyorum. Evimin mutfağına bile girmeyen ben o sabah beşte kafenin mutfağına girerek Cem Şef'ten öğrendiğim elmalı turta tarifini yapmaya girişiyorum. Aklımdan sadece onu mutlu etmek geçiyor. O beni ne kadar kırmış olsa da, belki de bugün beni daha da kıracak olsa da umrumda değil. Onun için bir şeyler yapmak istiyorum, onun için yaptığım turtayı gördüğünde bana bakarken gözleri birazcık parlasa bile yeter. Bununla sonsuza dek yaşayabilirim ben.

Biraz da acemi şansıyla elmalı turtam fırından nefis bir şekilde çıkıyor. Kahveler de hazır. Sadece sevdiğim adam yok ortada. O gelirse tamamlanacağım. O gelirse artık hiçbir şeyden korkmayacağım.

Saat 8'e gelirken telefonum bir mesaj sesiyle titriyor. "Korkma, ben geldim, kapıdayım" diyor.

Kalbim ağzımdan çıkmak üzereyken titreyen bacaklarımla mutfaktan çıkıp kafenin kapısına doğru ilerliyorum. Karşımda Kaş'taki Çocuk var. Sevdiğim adamı ömrümü geçirdiğim kafeye davet ediyorum.

Yine aynı masaya oturuyor. Gözlerime bakıyor, belli içinde tutamayacak kadar çok şey biriktirmiş, hemen anlatıp bu yükten kurtulmak istiyor ama şimdi de ben hazır değilim.

Hemen mutfağa gidip geleceğimi söylüyor ve elimde elmalı turta olan tabaklarla masaya dönüyorum. Şaşırıyor. Yüzünde inceden bir gülümseme beliriyor. "Sen mi yaptın?" diyor, başımı sallıyorum. "Nereden bildin?" diyor. Bu sefer şaşırma sırası bende. "Neyi?" diyorum titreyen ellerimi ceplerime saklayarak. "Elmalı turtayı çok sevdiğimi... Turta hep bana çocukluğumu, annemi, büyüdüğüm evin o küçük, sıcacık mutfağını hatırlatır. Yeri çok ayrıdır bende" diyor.

Hayallerim gerçek oluyor, sevdiğim adamı kısa bir süreliğine de olsa mutlu etmeyi, daha doğrusu onu mutlu olduğu günlere döndürmeyi başarıyorum.

***

Kahvelerimizle birlikte derin bir sessizlik içinde turtalarımızı yiyoruz. Üçüncü çatalını aldıktan sonra sevdiğim adam dayanamıyor ve ilk cümlesiyle aramızdaki o görünmez duvarı yıkmaya başlıyor:

"Özür dilerim. Biliyorum söz vermiştim, bir daha özür dilemeyecektim senden. Ama bugün buraya gelip yaramı sana açmamın sebebi senin tüm bunları hak etmemen. Sen gerçeği bilmelisin, ancak ondan sonra doğru kararı verebilirsin. Seni üzmek istemiyorum ama bir yandan da çok üzüyorum farkındayım. Ama anlatacaklarımı dinledikten sonra, hikayemi bildikten sonra neden böyle yaptığımı anlayacaksın. Hazır mısın tüm bunlara?" diyor.

O bu cümleleri peşi sıra kurarken benim de aklımdan bir sürü senaryo geçiyor. "Bir katile mi aşık oldum acaba?" diye bile düşünüyorum. Bana anlatacağı yarası ne olabilir? Hiç tanımadığı, ona aşık bir kızın kalbini defalarca kıracak kadar ne yaşamış olabilir karşımda oturan bu güzel gözlü adam?

"Hazırım" diyorum. "Seni dinliyorum, lütfen her şeyi anlat" diyorum.

Ve Kaş'taki Çocuk gizemli hikayesini anlatmaya başlıyor.

Hayatında sadece tek bir kadını sevmiş bir adamın hikayesi

"İlk aşık olduğumda 6 yaşındaydım. Merve'ydi adı. Aynı sokakta oturuyorduk. Annelerimiz, babalarımız arkadaştı. Neredeyse her gün beraberdik, sokakta beraber oynayarak büyüdük. Sonra aynı ilkokul, ortaokul, lise... Hiç ayrılmadık. Merve'ye karşı farklı bir şeyler hissettiğimi kendime itiraf ettiğimde ise liseye yeni başlamıştık. Merve ise okulun en güzel, en popüler kızıydı. Herkes onun peşinden koşuyor, en yakın arkadaşlarım bile Merve'yle aralarını yapmamı istiyorlardı. Kıskanıyordum, üzülüyordum, bir gün dayanamadım ve Merve'ye ona hissettiklerimi açıkladım. Merve ise 'Saçmalama Deniz, biz arkadaşız' demekle yetindi."

Bu noktada derin bir nefes alarak susuyor Kaş'taki Çocuk. O sabah saat 8'de çalıştığım kafede otururken bir deniz kıyısında aşık olduğum adamın adının Deniz olduğunu ilk kez öğreniyorum. İçim dalgalanıyor, ismini içimden söyleye söyleye kalbime yazıyorum.

"Böylece ilk aşkım ilk aşk acıma dönüşüyor. İlk gençlik yılları bilirsin, en küçük acılar bile insana bir daha toparlanamayacağı hissi veriyor. Lise yıllarım sevdiğim kızın okuldan başkalarıyla flört edişini izlemekle geçiyor. Ama her şeye rağmen ondan vazgeçemiyor, bu aşkın beni yavaş yavaş eritmesine izin veriyorum.

Sonra aynı üniversiteyi, aynı fakültedeki farklı bölümleri kazanıyoruz. Kader bizi ayırmaya yine kıyamıyor. Sonra, sonra bir mucize oluyor. Merve bir anda bana daha farklı davranmaya başlıyor. Bir gün okulun bahçesinde otururken elini elimin üzerine koyuyor, 'Hala benden hoşlanıyor musun Deniz?' diyor. Aptallaşıyorum. Başımı sallamakla yetiniyorum. Biz o bahar günü, üniversite birinci sınıftayken çıkmaya başlıyoruz. Nasıl mutluyum sana anlatamam. 6 yaşından beri sevdiğim kız artık benim sevgilim. Artık onu korkmadan, kimseden saklamadan doyasıya sevebilirim.

İlk aylarımız mükemmel geçiyor. Ama ilk yılımızı doldurduktan sonra her ilişkide olan sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Çok sık kavga etmeye başlıyoruz. Daha doğrusu ufacık bir şeyden kavga başlatmaya bayılıyor Merve, her söylediğime alınıyor, her yaptığım ona batıyor. Her kavgamızdan sonra uzaklaşıyor benden. Bazen birkaç gün, bazen bir hafta, bazen bir ay... Belli olmuyor. O süre içinde onu aramamı istemiyor hiç. 'Hazır olduğumda ben sana dönerim' diyerek ortadan kayboluyor. Her zaman da geri dönüyor. Çok alışıyorum onun gidip gidip geri gelmelerine. Sorun etmiyorum. Bir yandan da biliyorum, normal değil bu gidip gelmeleri, beni günlerce, haftalarca bihaber bırakmaları, geri döndüğünde o sürede neler olduğundan hiç bahsetmemesi. Ama o benim tek tanıdığım kadındı, sevdiğim tek kadındı, onu karşılaştıracak hiçbir şey yaşamamış, hiç kimse tanımamıştım. Bu yüzden 'Geri dönecekse gitsin, yeter ki bana dönsün' diyor, ona olan aşkımdan bile isteyerek kendimi kör ediyordum.

Böyle böyle 4 sene geçiyor. Hayatımın en güzel, en macera dolu dört senesi... Sonra bir gün hiç tanımadığım bir surat ifadesiyle geçiyor Merve karşıma. 'Deniz, sana bir şey söylemem lazım ama tepkinden korkuyorum' diyor. İçimi içimi yiyor. Beni terk edeceği düşüncesi bile kalbime binlerce iğnenin aynı anda batmasına sebep oluyor. 'Yok, dayanamam buna, dayanamam' diye kendimi içten içe yerken Merve bana bebek beklediğini söylüyor. Beni terk edeceğini, bu sefer gidip bir daha dönmeyeceğini düşünürken Merve bana baba olacağımın müjdesini veriyor. Havalara uçuyorum tabii. O an ne yapacağımı bilemiyor ve önünde diz çöküp evlenme teklif ediyorum. Kabul ediyor.

Dualarım kabul oluyor.

askdro

askdro

Sonrası hızlı bir nişanlılık dönemi ve evlilik hazırlıkları. 6 yaşından beri sevdiğim kızla evlenmek üzereyim ve dünya güzeli bir bebeğin babası olacağım. Hayatımda daha mutlu olduğum bir dönem hatırlamıyorum. Her şey ayarlanıyor, tüm hazırlıklar bitiyor ve düğünümüzün olacağı gün gelip çatıyor.

Ama düğünümüz olamıyor.

Çünkü o gün Merve beni damatlığımla nikah masasında bırakıp gidiyor. Odasına 'Özür dilerim, yapamayacağım' yazan bir not bırakarak kaçıyor. Üç kelimeyle beni terk ediyor. Her zaman gidip gidip geri dönen canım sevgilim bu sefer gelmeyecek. Biliyorum. Beni sonsuza dek terk ettiğini tüm kalbimle hissediyorum. Bir anda 6 yaşındaki o pembe ayakkabılı kız çocuğu da, lisenin en güzel kızı da, üniversite kantininde tost yiyen, elinde kitaplarını sıkı sıkıya tutan o kız da beni terk ediyor.

Düğünün yapılacağı o bembeyaz otelde o gün hem sevdiğim kadını hem de doğmamış çocuğumu kaybediyorum. Ne koca olabiliyorum, ne de baba... Elim yüreğimde kalakalıyorum.

Sonra tahmin edebileceğin gibi kapkaranlık günler başlıyor. Birkaç kez kendimi öldürmeyi bile düşündüm ama cesaret edemedim. Orada bir yerde bir çocuğum olduğu ve onu bir gün bulabilme ihtimalim beni hayatta tuttu. Özel dedektifler bile tuttum ama Merve'den hiçbir iz yoktu. Hayatımın her gününü beraber geçirdiğim kadın hayatımın ortasında kocaman bir boşluk açarak ortadan kaybolmuştu.

İşte bu yaram beni farklı birine dönüştürdü. İlk karanlık dönemi atlatınca Merve'ye olan kızgınlığım beni de kötü bir adama evirmeyi başardı. Artık karşıma çıkan herkesi hayatıma sorgusuz sualsiz alıyor, asla sevgilerine karşılık vermiyor, günümü gün edip sıkılınca onları terk ediyordum. Son birkaç yılda böyle birçok ilişki yaşadım, çok kırdım, çok dağıttım, çok hayatı mahvettim. Çok üzdüm insanları, çünkü çok üzgündüm. Merve'nin açtığı yarayı daha çok acıyla kapatmaya çalıştım. Onun bana yaşattıklarının cezasını başkalarına çektirdim. Hataydı biliyorum ama iyileşmek için başka bir yol arayamayacak kadar yorgundum. Başka birine kalbimi açamayacak kadar korkuyordum. Kalbim en zayıf yanımdı, kimsenin onu görmesine müsaade edemezdim. Yine kırarlardı beni, yine terk ederlerdi. Bir daha böyle bir acıya katlanamazdım.

"Koca da olamadım ben, baba da...."

Şimdi Merve'yi soracaksın bana. Evet bundan 1,5 yıl kadar önce bulundu Merve. İtalya'daymış. Çocuğu ve kocasıyla beraber. Bana 'Hamileyim' dediği gün aslında bana baba olacağımın müjdesini vermiyormuş. Şu an evli olduğu adamınmış beklediğimiz bebek. Anlayacağın, dört sene süren ilişkim de o kadar mutlu değilmiş.

Aldatılmış, nikah masasında terk edilmiş bir adamdan fazlası değilim ben. Kendim de dahil çevremdeki herkese zarar veren biriyim artık.

Bu yüzden sen bana yaklaştığında senden kaçtım. Seni kendimden korumak istemekti aslında tüm amacım. Çünkü o gece Kaş'ta karşılaştığımızda anlamıştım sende farklı bir şey olduğunu. Göz pınarların çok belliydi mesela. En az benim kadar çok ağladığını görebiliyordum. Öyle hüzünlü bakıyordun ki anlamıştım; yaraların vardı, belki de benimki kadar derin olan. Seni kurtarmak istedim her şeyden ama ben daha bunu kendim bile başaramamışken sana nasıl yardım edebilirdim ki? Bu yüzden uzak durmaya çalıştım senden, zehrimi sana da akıtmak istemedim. Ama işte şimdi buradayız ve sen şu an hayatımda olan kimsenin bilmediği bir yaramı biliyorsun.

O yüzden sana sormam lazım: Her şeye rağmen, benim bu karanlık geçmişime rağmen, var mısın?"

***

Kaş'taki Çocuk yani Deniz hikayesini bitirdiğinde size içimde biriken o kocaman yükü anlatamam. Boğazıma kadar doluydu içim, nefes alamıyordum. Başına gelen hiçbir şeyi hak etmemişti o. Sadece sevmiş ve sevildiğine inanmak istemişti.

Tıpkı benim gibi...

Ben de sevmek ve sevildiğime inanmak istiyordum. Deniz'i sevmek, onun tüm yaralarını sarmak, onu iyileştirmek, bir zamanlar olduğu iyi Deniz'e dönüştürmek istiyordum. Ama bunu yapabilecek miydim, hiç bilmiyordum.

Deniz'in de beni sevmesini istiyordum. Ama onun da bunu yapabileceğinden hiç emin değildim.

Deniz sorusunu yineledi: "Ben değişmeye hazırım. Peki ya sen? Her şeye rağmen benimle misin?"

Cevabı bilmiyordum.


Doyamayanlar için bir de videomuz var!

Yorumlar

0

Vallahi Bırakmayız, Bir Tabak Daha?