TARİF / YAZI GÖNDERMEK İÇİN
/

Her Şeyi 'Gören' Falcı Gülşah'ın Bir Bardak Suyla Gün Yüzüne Çıkan Hüzünlü Hikayesi

yemek.com
"Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. "

Sıkça Yenen Konular

Görünmek istemeyeni kimse görmez, kimse farkına varmaz, kimse acılarını fark etmez sanıyordum. Ta ki yüzümdeki maskeyi çıkarıp atan Gülşah ile tanışana kadar...

Gülşah, bu hayatta beni gerçekten gören tek insan. Gülşah bu hayatta her şeyini kaybetmiş, büyük bir lanetle sınan bir kızcağız. Gülşah bizim sınavımız. Biz ise Gülşah'ın en büyük sınavıyız.

O yüzden Gülşah ile tanışmanızın vakti geldi. Onun sırlarla dolu dünyasını bilmenizin zamanı geldi.

Kendinizle yüzleşmenizin vakti geldi.

Bir bardak suyla ortaya çıkan lanetli bir hayat hikayesi

Kafede çalışıp dünyanın tüm gürültüsünü unutmaya çalıştığım, kulaklarımı kapatıp gözlerimi kıstığım, hayatın sıradanlığına kocaman sarıldığım günlerden biri. Henüz bu sıradanlığı bozulacağından ve bugünün diğer tüm günlerden farklı olacağının farkında değilim.

Çünkü birazdan tek başına oturan bir kadının sipariş ettiği Türk kahvesini bir bardak suyla birlikte masasına götüreceğim ve hayatım değişecek.

***

Kahveyi kadının masasına götürüyorum, yüzümde kocaman bir gülümseme var. En neşeli ses tonumla "Afiyet olsun, başka bir şey ister misiniz?" diyorum.

Kadın kafasını masadan kaldırmıyor. Yüzüme hiç bakmadan, masadaki bardağa uzun uzun bakarak "Bu kadar üzülme. Kendine haksızlık ediyorsun. Böyle bir acıya boğma kendini" diyor kadın aniden.

Tüylerim diken diken oluyor. Şaşkınlıktan birkaç saniye donakalıyor, hiçbir şey diyemiyorum. "Üzgün değilim ben, yanlış anladınız sanırım" diyorum sonunda.

"Babanın kendini öldürmüş olması, annenin seni terk edip başka bir aile kurmuş olması, aşık olduğun adamın başkasını sevmiş olması senin suçun değil. Artık kendini suçlamayı bırakmalısın. Yoksa bu hüzün tüm hayatını mahvedecek" diyor kadın kısık ama emin bir sesle.

Nasıl yani? Neler oluyor? Daha önce hiç görmediğim, hiç tanışmadığım bir kadın benim tüm hayatımı, acılarımı nasıl bilebiliyor? Hiç yüzüme bile bakmadan, göz teması bile kurmadan içimdeki sonsuz hüznü nasıl görebiliyor? Hayatımı gizli gizli araştırıp çalıştığım kafeye gelmiş bir sapık mı yoksa? Kim bu kadın ve beni nasıl bu kadar iyi tanıyor?

Kadın, suskunluğumun farkına varıyor ve ilk defa yüzünü masadan kaldırıp bana bakıyor. En az benim kadar acı dolu gözleri var. Gözlerinde görüyorum, onda çok farklı bir şeyler var.

Sonunda dayanamıyor ve kekeleyerek soruyorum: "Nasıl? Nasıl bildiniz bunları? Yani babamı, annemi, beni?"

"Lanetim yüzünden" diyor kadın, "Sudaki yansıman her şeyi anlattı bana. Lanetim yüzünden..." diyor.

İyice kafam karışıyor.

turk-kahvesi-su

Bu işin peşini bırakmayacağımı ve bir bardak sudan tüm geçmişimi, şimdimi, geleceğimi gören bu kadının hikayesini öğreneceğimi beni tanıyanlar çoktan tahmin etmiştir diye düşünüyorum.

Sonradan adının Gülşah olduğunu öğrendiğim yalnız kadın ısrarlarıma dayanamıyor ve gizli hayatının detaylarını suda gördüğü hüzünlü kızla, yani benle, yani Kafedeki Kız ile paylaşıyor.

"17 yaşındaydım hayatım alt üst olduğunda. Evimizde biz uyurken bir yangın çıktı. Annem, babam ve kardeşimi o yangında kaybettim. Bense günlerce komada kalmışım yangından sonra. Uyanacağıma hiç ihtimal vermiyorlar, öleceğimdem neredeyse emin konuşuyormuş doktorlar. Sonra insanların mucize dediği, benimse bir lanet olduğunu sonradan anladığım bir şey oldu ve bir sabah komadan hiçbir şey olmamış gibi uyandım. Uyanmamla tüm ailemi kaybettiğimi, koca dünyada tek başıma kaldığımı anladım.

Asıl hikaye ise hastaneden çıkmamla başladı. O yangında ya da hastanede komadayken bir şey olmuştu bana. Anlamlandıramadığım bir şey... İnsanların yüzüne bakamıyordum. Herkesin yüzünde farklı bir acı, farklı bir dert vardı. Sokakta hiç tanımadığım insanların sadece yüzüne bakarak yaşadıkları şeyleri görüyordum, onların farkında bile olmadıkları şeyleri hatta... Aldatıldıklarını görebiliyordum mesela, kocalarından dayak yediklerini, hayatlarının bir döneminde tacize uğradıklarını, tüm travmalarını, tüm sırlarını tek bakışta görüyor, yüzlerinden okuyordum.

O kadar dayanılmaz bir şeydi ki bu, sana anlatamam. 'Bu dünyada bu kadar çok acı mı varmış?' diye o kadar çok şaşırdım, o kadar büyük bir yükle baş başa kaldım ki aklımı kaçıracağımı kaçtım. Sonradan insanların yetenek benim lanet dediğim bu şey yüzünden kendimi eve kapattım, haftalarca evden çıkmadım. Camdan bile bakmaya korkar olmuştum.

Bu arada kimsem kalmadığı için dul teyzemle yaşamaya başladım o dönem. Teyzem önce benimle çok ilgiliydi, üstüme titriyor, bana acıyordu. Sonra bir gün bir hata yaptım ve ona lanetimi anlattım. İlk duyduğunda bana inanmadı, başıma gelenler yüzünden hayal gördüğümü söyledi. Ama sonra eve misafirliğe gelenleri tek tek bana göstermeye ve onların sırlarını benden öğrenmeye başladı.

Hoşuna gitmişti bu iş. Hatta zamanla bundan öyle bir zevk almaya başladı ki eve gelen dostlarına, komşularına parayla fal bakmaya zorladı beni. Kahve falı, su falı, el falı ne olursa... Ben zaten yüzlerine baktığımda ya da sudan yansımalarını gördüğümde bile onların içini okuyabiliyordum. Ünüm böyle böyle kısa sürede yayıldı. Ne dese çıkan, her şeyi bilen bir falcı olarak bilinmeye başladım etrafta. Herkes fal baktırmak için teyzemden randevu alıyor, teyzem de benim lanetimden kazandığı paralarla keyif sürüyordu.

Bense artık buna katlanamıyordum. Bu kadar acı, bu kadar hüzün beni çok yormuştu. Hiçbir şeyden haberi olmayan küçük bir kız olmak istiyordum yeniden ama izin vermiyorlardı. Sürekli üstüme geliyorlar, 'Ee hadi biraz daha anlat, ne olacak, ne görüyorsun?' diye beni sıkıştırıyorlardı. O kadar yorulmuştum ki ve yaptığım şeyden o kadar nefret ediyordum ki...

Bir gün küçük bedenim ve yorgun zihnim dayanamadı. Büyük bir sinir krizi geçirdim. Geçirmişim yani, çok da hatırlayamıyorum. Şuurumu tamamen yeniden kazandığımda kendimi eski bir hastanede buldum. Sonra öğrendim ki bulunduğum yer ruh ve sinir hastalıkları hastanesiymiş. Aylarca orada kaldım. Hatırlamak istemediğim kadar kötü günlerdi ama şimdi düşününce teyzemin evinden daha mutlu bile sayılabilirdim orada.

Hastaneden çıktıktan sonra bu yüzden teyzemin yanına dönmedim. Adana'yı terk edip İstanbul'a geldim. Lanetim de peşimi bırakmaya karar vermiş gibiydi. Hatta ondan kurtulduğumu düşünüyordum. Ta ki bugüne kadar. Şu bardakta senin yansımanı görene kadar... Belki de çok güçlü senin hissettiklerin, içindeki hüzün o kadar büyük ki lanetim karşı koyamadı. Seni görmemi istedi. Seni anlamamı istedi.

Sana bu yüzden tek bir şey söyleyebilirim. Benim gibi yap, lanetinden kaç, geçmişinden kaç. Yeni bir hayat kur kendine, acıları görmezden gel, onlara seni ele geçirme fırsatı verme. Kendini üzme güzel kız. Yaşadığın hiçbir şey senin suçun değil."

freepik

freepik

"Falcı" Gülşah kahvesini içip kafeden gittikten sonra içimde kocaman bir boşlukla kalakaldım.

Onun laneti onun hayatını mahvetmişti ama benim lanetimin benim hayatımı mahvetmesine izin vermeyecektim.

Aynaya baktığımda yüzümde tek bir acı kırıntısı görmeyene kadar uğraşacak, hüznümü pamuklara sarıp ulaşamayacağım bir rafa kaldıracaktım.

Bunu içi yangın yeri olan, küllerinden yeniden doğmaya çalışan Gülşah'a borçluydum.

Youtube

Yemek.com'u Youtube'da takip etmeyi unutmayın!

İZLEDoyamayanlar için bir de videomuz var!

Yorumlar

0 yorum yapılmış

Vallahi Bırakmayız, Bir Tabak Daha?