Editor
MENÜ

Yemek.com

YAZI GÖNDERMEK İÇİN
/

Doğumdan Beri Görmediği Kızına Bir Fincan Kahve Sayesinde Kavuşan Anne

https://www.pexels.com/photo/blank-paper-with-pen-and-coffee-cup-on-wood-table-6357/ | pexels

Kafedeki Kız

"Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. "
1029TAKİPÇİ
42İÇERİK

Bugün sizi Meryem ile tanıştıracağım.

Meryem, dünyanın en neşeli, gülünce gözleri en fazla gülen kızlarından biri. Gencecik, hayat dolu, insanın içini ısıtan bir hali var her tavrında. Sevmeye, sevilmeye o kadar aç; o kadar açık.

Ama...

Ama tüm bunlara rağmen kendiyle baş başa kaldığı her anda kocaman hüzün bulutları birikiyor gözlerinde. Bir anda yazı kışa dönüşüyor. 10 yaş birden yaşlanıyor, gözünün ışığı sönüyor.

Bunları kimse fark etmiyor.

Sadece ben...

Çünkü siz de artık çok iyi biliyorsunuz ki üzgün insanları yalnızca üzgün insanlar görüyor.

***

Meryem, yaklaşık 1 aydır bizim kafede çalışıyor. O da tıpkı benim gibi sipariş alıyor, sipariş götürüyor, hesapları alıyor, insanların buradan mutlu ayrılması için elinden geleni yapıyor.

Neşesi, güler yüzüyle gelen herkesin içini ısıtıyor, moralini düzeltiyor.

Ama kafede yaşanan sıra dışı şu gün bizi Meryem'in çok farklı bir yüzüyle tanıştırıyor.

Hayatta sevdiği her şeyi kaybetmiş genç bir kız

Anneler Günü'nden birkaç gün öncesi... Akşam saatleri, kapatmamıza çok az kalmış. Pek müşteri de yok kafede, birazdan hepimiz evlerimize dağılacak ve yarın olana kadar kendimize ait bir hayatımız varmış gibi davranacağız.

Mola için bahçeye çıkıyorum. Sağa sola bakınırken bahçenin bir köşesine saklanmış bir karaltı görüyorum.

Meraklı adımlarla ona yaklaşırken beni hıçkırıklar karşılıyor. İçin için ağlayan biri var orada. Kimseye kendini göstermemeye çalışarak bahçe duvarlarına içini döken biri var.

Adımlarımı duyuyor olmalı, arkasına dönüyor hızlıca. O anda göz göze geliyoruz.

Meryem ile uzun uzun bakışıyoruz.

Gözlerindeki damlaları hızlıca siliyor. Yarasının görünür olmasından en çok korkanlardan o. Yarasını göstermemek için mutlu taklidi yapanlardan. Kimsenin ona acımasını, kimsenin ona üzülmesini istemiyor, belli.

Ama üzgün insanları sadece üzgün insanlar görüyor.

Bu yüzden onun yaralarına dokunmak bana düşüyor.

***

"Meryem, iyi misin? Ne oldu sana?" diyorum elimi omzuna koyarak.

Her zaman güçlü durmaya çalışan, mutluluk maskesini asla çıkarmayan Meryem'in süngüleri orada düşüyor ve bana sarılarak kendini bırakıyor. Hayatında belki de ilk defa kimseden korkmadan ağlıyor.

"Çok özlüyorum onu" diyor hıçkırıklarının arasında.

Bir aşk hikayesi mi Meryem'i bu kadar üzen? Bir eski sevgili vakası mı? Bilemiyorum.

"Kimi? Kimi özlüyorsun Meryem?" diye soruyorum onu en yakındaki masaya yavaşça oturtarak.

"Kızımı..." diyor.

Şaşırıyorum.

"Kızın mı? Bir çocuğun olduğunu bilmiyordum Meryem. Yani ne biliyim, o kadar gençsin ki, hiç aklıma gelmezdi. Evde mi şimdi? İstersen erken çık. Zaten kapar çıkarız biz de birazdan" diyorum.

"Gidemem. Çok istiyorum ama gidemiyorum ki" diyor, şaşkın bakışlarımı fark edip devam ediyor: "Ela çok uzakta. Çok çok uzaklarda. Neredeyse doğduğundan beri görmüyorum kızımı, biliyor musun? Onu o kadar çok özlüyorum ki..." diyor.

Bakışlarımdaki şaşkınlık geçmiyor hemen, o da bunun farkında, benim sorular sormama fırsat vermeden başlıyor hikayesini anlatmaya....

meryem-ve-kizi

"Ben çok aşık oldum. Aziz'di adı. Mutluydum onu severken, onun da beni sevdiğine inanıyordum. Bizi hiçbir şey ayıramaz gibi geliyordu o zamanlar, onsuz bir hayat düşünemiyordum. Yıllarca görüştük, benimle evleneceğini söylüyordu her seferinde ama konu ciddiye bindiğinde hemen kaçıyordu. Annemle babam da öğrenmiş benim biriyle görüştüğümü. Babamın çevresi geniştir, araştırmış Aziz'i. Bir gün karşıma geçti ve onun kötü biri olduğunu, bana layık olmadığını uzun uzun, sert cümlelerle anlattı. İnanmadım ona. Aziz'im yapmazdı öyle şeyler, Aziz beni üzmez, bana kıyamazdı. Babam onunla evlenirsem bir daha onları göremeyeceğimi söyledi bana en son. Ama babama inanmayacak, ne olursa olsun Aziz ile evlenecektim. Mutlu olacak, kendi yuvamı kuracaktım.

Bu konuşmamızdan birkaç gün sonra ise hamile olduğumu öğrendim. Hemen Aziz'e koştum, anlattım ona, benim kadar mutlu olsun istedim. 'Bir çocuğa bakmak kolay mı? Benim kazandığım bana yetmiyor, hem ona hem sana nasıl bakacağım?' dedi sevdiğim adam. Kalbim orta yerinden kırıldı sanki. Ama ona belli etmedim. Korkuyordu, belki de haklıydı. Üstelemedim. Ama hemen evlenmemiz lazımdı, babam beni istemiyor olsa da, hamile kaldığımı öğrenirlerse çok daha kötü olurdu. Her şeye rağmen onları üzmek istemiyordum. Aziz'i ikna ettim, en kısa süre içinde evlenecektik.

Ama sonra birden Aziz ortadan kayboldu. Yer yarılmış içine girmişti sanki. Beni ve doğmamış çocuğunu terk ettiğini kabul etmem haftalarımı aldı. Sonrası derin bir hüzün, derin bir karanlık. Sonrası hiç hatırlamak istemediğim günler...

Aziz, bebeğimin babası gitmiş olsa da doğmamış çocuğumdan vazgeçmeyecektim. O benim elimde kalan tek şeydi. Hem de onun ne suçu vardı? Bizim hatalarımızın cezasını masum bir bebeğe yükleyemezdim. O yaşamalıydı, o mutlu bir hayata sahip olmalıydı.

Ama karnımın belli olmasıyla annemle babamın beni evden kovması bir oldu. Bana artık evlatları olmadığımı, benim gibi bir kızları olmadığını söylediler.

Artık ne sevdiğim adam, ne de ailem vardı. Sadece 'Ela' ve ben vardık.

Doğum için İzmir'de yaşayan çocukluk arkadaşımın yanına gittim. O da yeni doğum yapmıştı, yuvasını açtı bana. Yaralarımı sardı, beni iyileştirmeye çalıştı. Beni sadece hayatta tutan Ela'ydı. Onun için yaşıyor, onun için tüm acılara göğüs geriyordum.

Sonra Ela doğdu. Görsen ne kadar masum, ne kadar güzel bir kız çocuğu... Başına gelen hiçbir şeyi hak etmeyen, babasız büyümek zorunda kalmaması gereken bir dünya güzeli...

Ama ben ne yaptım? Babasız büyümesi yetmiyormuş gibi onu bir de annesiz bıraktım. Çünkü hayatımın sonuna kadar arkadaşıma yük olamazdım. Para kazanmam, kızımla bana yeni bir hayat kurmam lazımdı. O yüzden onu İzmir'de bırakarak İstanbul'a geldim. Onu orada süt annesiyle bıraktım. Hayatımda verdiğim en zor karardı. Ama doğru olan buydu. En azından o günlerde böyle düşünüyordum.

Şimdi düşündüğümde ise bundan hiç de emin değilim. Onu o kadar özlüyorum ki... Kokusu burnumda hala. Pamuk pamuk elleri, papatya kokan saçları, bacak boğumları... Ah ölüyorum onsuzluktan. Onsuz ben yaşayamıyorum.

Önümüz Anneler Günü diye bu kadar kötü oldum sanırım. Dünyadaki ilk Anneler Günü'mü kızımdan ayrı geçirmek istemiyorum ben. Onun ilk Anneler Günü'nün de annesiz geçmesini istemiyorum. Her ne kadar benim annem beni terk etmiş olsa da ben kızımın kendini terk edilmiş hissetmesini istemiyorum.

O hiçbir şeyden haberi olmayan melek bunu hak etmiyor.

Ama işe yeni girdim, daha maaşımı bile almadım. Bundan önce çalıştığım ufak tefek yerlerden kazandığım tüm parayı da İzmir'e gönderdim. Beş kuruşum yok cebimde. Hadi diyelim ki izin aldım buradan diyelim, yol parasını nasıl ödeyeceğim? Nasıl kavuşacağım kızıma ben?"

Meryem'in hikayesi anne olamamış her yerime dokunmuş, onun özlemi yüreğimi yakmıştı. Ona hemen umudunu kesmemesini, bir yol bulacağımızı ve ilk Anneler Günü'nü beraber kutlamalarını sağlayacağımızı söyledim. Bir şeyler düşünecek, Meryem'i Ela'sına kavuşturacaktık.

Biz bu konuşmayı yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız. Müdür, bahçe kapısından seslendiğinde ancak kendimize geldik. Aceleyle bahçedeki masaları toplamaya başlamışttık ki Meryem küçük bir çığlık kopardı.

Yanına koştuğumda elinde boş bir kahve fincanı, bir kağıt ve bir tomar para tutuyordu.

Kağıdı bana uzattı gözleri kocaman yaşlarla dolu bir şekilde.

Elime aldığım kağıdı okumaya başladım:

"Güzel kızım, az önce arkadaşınla konuştuklarına kulak misafiri oldum. Bu parayı lütfen kabul et ve git kızını gör. Dünyada hiçbir şey bir anne ile evladının birlikte olmasından daha değerli değil. Biliyorum çünkü ben de babasının Almanya'ya kaçırdığı kızımı 6 senedir görmüyorum. O özlemi, o dipsiz acıyı ben de çok iyi bilirim. Ben kızıma kavuşamadım ama sen kavuş. Gittiğinde miniğe benim için de sarıl, Semra Teyze'si için de onu öp.

Kendine iyi bak kızım..."

"Ben ona bir fincan kahve götürdüm, o bana hayatımı geri verdi"

Güzel kalpli Semra Teyze sayesinde Meryem İzmir'e gitti o hafta sonu. Döndüğünde ise kucağında bir sürpriz vardı.

Ela ile birlikte gelmişti.

"Onu bir daha arkamda bırakamazdım. Bunu o güzel kalpli kadına borçluyum. Ben ona bir fincan kahve götürdüm, o bana hayatımı geri verdi. Onun için, onun kızı için bunu yapmalı, ne kadar zor olsa da tek başıma ayakta durmalıyım. Ben Ela'yı annesiz bırakmayacağım. Annemin bana yaptığını ona yapmayacağım" diyor Meryem.

Meryem, annesizliğe, babasızlığa, sevgisizliğe karşı koyuyor.

Meryem yeniden kendi oluyor, Meryem'in gözleri yeniden çiçekleniyor.

Meryem yeniden hepimizin içini ısıtıyor.

Editör

Yemek.com'u Youtube'da takip etmeyi unutmayın!

İZLEDoyamayanlar için bir de videomuz var!

Yorumlar

0 yorum yapılmış

Vallahi Bırakmayız, Bir Tabak Daha?