Yemek.com

Yeterince Bilinçli miyiz: Ülkemizde Balık Kültürü, Balıkçılık ve Avlanma Yasakları

balik-avlama

Hoş geldin sevgili okur. Burada içinde yaşadığın muhteşem döngünün bir parçası olan balıklarla ilgili birçok gerçeğe tanıklık edeceksin. Bu varlıkların sular altından yükselen sesini duyacak, onları daha bir seveceksin, bir şeylerin daha çok farkında olacaksın.

Balıklar, balıkçılar ve sular altındaki dünyamız için sıvadık kollarımızı. İstedik ki, sofralarımızı şenlendiren en nefis besin kaynaklarımızdan birini tam da zamanı gelmişken ele alalım.

Birçok bilim adamının gözler önüne serdiği bir gerçek var. Denizlerdeki hayat bir daha geri getirilemez. Sadece boyları üzerinden varoluş amaçlarını tekrar tekrar sorgulamak yerine gelin balıklarımıza hak ettiği değeri verelim. Balık kültürümüzden balıkçılığa, çeşitliliğimizden balık çiftliklerine kadar her detayıyla ilgili bilgi sahibi olalım. Balık ve balıkçılık adına yazılan olası senaryoları bilelim, ona göre hareket edelim. Hiçbir zaman, onların da doğanın, dengenin en önemli parçalarından biri olduğunu unutmayalım.

Verin elinizi. Sularımız, balıklarımız, balıkçılığı, kültürümüzü hep birlikte koruyalım. Var mısınız?

Başlıyoruz: Ülkemizde balığın yeri

baliklar

Başlı başına bir keyif hikayesidir bizim için balık tutmak. Birçoğumuz için babasıyla, dedesiyle geçirdiği nefis vakitlerdir hatta. Bir derin nefes almak için ineriz deniz kenarına. Oh! Var mı deniz gibisi? İçimize işler denizin, tuzun misler gibi kokusu.

Elimizde oltalar, kovalar... Rastgele diyip, tüm gücümüzle atarız oltaları. Böyle böyle başlar balık tutma sevdamız, ileride anlatacağımız güzel hatıralar. Bazen kovamız boş ama hafızamız deniz kokusuyla döneriz evlerimize. Ne güzeldir...

Birçoğumuz için keyif olsa da saklı bir gücü daha var balıkların, balık tutmanın. Adımımızı her atışımızda sahip olduğumuz (pek değerini bilmediğimiz) göllere, denizlere kısacası sulara sahibiz. Bu doğal zenginlik içinde yüzlerce su canlısını da barındırıyor. İşte bu sular ve bu canlılar, bir balıkçının evinin ekmeği aynı zamanda.
Hatta balıkçılık, Türkler’in tarihi kadar eski bir tarihe dayanıyor.

Uygarlıklar boyunca yeme-içme düzenimizde hep farklı ve önemli bir noktada konumlanmış. Öyle ki; Divanü Lügati’t Türk ve Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi'nde dahi balıklardan, balıkçılıktan sıkça bahsedilir. Övgülerle söz edilir. Sanat dünyasında ise balıkçılık, balıkçı teknelerinin dahi yeri oldukça büyük. Sürekli Boğaz ve balıkçılık, deniz ve balık üzerine şiirler, hikayeler yazılmış, tablolar çizilmiş. Çizilmeye de, yazılmaya da devam ediliyor.

Ülkemizde balıkçılık ne durumda ve nereye gidiyor?

balik-avlama

Tarihine dair açtığımız bu parantezi kapatıp, bir meslek olarak balıkçılığa göz atalım. Ülkemizde yaklaşık 200.000 kişi su ve su ürünlerinden geçimini sağlıyor. Bu oranın %21’i, 18 yaş üstü bireyleri kapsıyor. Denizden, Edirne nüfusundan daha fazla insan evine ekmek götürüyor anlayacağınız.

Masmavi sularımızdaki balıkçılığa baktığımızda iki çeşit balıkçılık türüne rastlıyoruz: Tatlı ve tuzlu su balıkçılığı. Tuzlu su balıkçılığı, açık sularda, denizlerde yapılıyor. Açık sularda yaşayan, sofralarımızı şenlendirişinden aşina olduğumuz, palamut, istavrit, hamsi, levrek gibi balıklar tutuluyor.

Tatlı sularda ise; alabalık, sazan, yayın balığı gibi balıklar yetiştiriliyor ve avlanıyor. İşin ilginç kısmı tuzlu su balıkları tatlı suda, tatlı su balıkları tuzlu suda yaşamıyor. Tatlı su balıkları yapıları itibariyle belli bir tuz oranına kadar dayanıklılık gösteriyor. Vücutları ancak belli bir orandaki tuzu tolere edebiliyor.

Hal böyle olunca da tuzlu sularda yaşaması güçleşiyor. Tuzlu su balıklarının vücutları ise tuzla dolu. Solungaçları yardımıyla dışarıya tuz atıp, aynı şekilde tuz alabiliyorlar. Tatlı sularda bu oranda tuz bulamadıkları için yaşayamaları güç hale geliyor. Yaşama biçimleri ve avlanma şekilleri farklı olduğu için iki grupta değerlendiriliyor. Sularımızda yaygın olarak da tuzlu su balıkçılığı yapılıyor.

balikcilik

''Ülkemizde balıkçılığın durumu ne?'' derseniz, ona da göz atalım. Dikkat çekilmesi gereken konuların başında balıkçıların haklarını düzenleyen yasaların azlığı ve haklarını korumak üzere kurulan derneklerin bir elin parmaklarını geçmiyor olması geliyor. Evet, 2008 yılında bu alanda kapsamlı bir tebliğ çıktı. Balık boyundan, balıkçılık türlerine kadar ayrıntıları iyice irdelendi, düzenlenmeye çalışıldı.

Fakat üzerinden seneler geçti. Sularımızın kuruması, balık çeşitliliğimizin giderek azalması, bilinçsiz avcılığın devamı etmesi gibi sorunlara seneler önce yapılan düzenlemeler haliyle eksik kaldı. Bu da beraberinde yakın sularda avlanma isteğini getirdi. Balık boyları giderek küçüldü.

balikcilik-1-1

Başka sulara da oldukça yakınız konum olarak. Ama tam burada en büyük sorunlardan biri daha çıkıyor ortaya. Çevre denizlerden balık avlama özelliğine sahip teknelerimizin olmayışı. Ne yazık ki ülkemizdeki balıkçıların ellerinde böyle bir imkan yok denecek kadar az. Bu nedenle çevre sulardan balık avlayamıyor, oradaki zengin kaynakları kullanamıyorlar. Bu imkanlara sahip olan büyük işletmeler ya da köklü kurumlar, bu alanı tekelinde bulunduruyor. Biraz karamsar bir tablo çizdik ama durumumuz bu. Bu nedenle son yıllarda yapılan araştırmalar, birçok balıkçının teknelerini bir köşeye bıraktığını, farklı iş kollarına yöneldiğini gösteriyor.

Biz de sizler kadar şaşkınız böyle bir zenginliğin içerisinde bunların yaşandığına. Tek umudumuz ilerleyen dönemlerde yasaların, dernek ve kurumların bir mesleğin daha ellerimizden kayışını durdurmasına yönelik. Yerin üzerinde durum böyle. Peki ya sular altında neler yaşanıyor?

Aslında çok zenginiz: Balık çeşitliliği ve balık çiftlikleri

Eğitim hayatımızın başlangıcıyla birlikte jeopolitik önemimiz öğretildi bizlere. Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada olduğumuzdan, göller bölgelerimizden bahsedildi hep. Bunca suya, kaynağa sahipken suların altında ne gibi çeşitliliğe sahibiz dersiniz? İnanın çok zenginiz.

Sularımızda 120’den fazla balık çeşidi bulunuyor. Bunların %40’ı tatlı, %60’ı ise tuzlu su balığı. Bunların yanında çeşit çeşit su altı canlısına da ev sahipliği yapıyoruz. Deniz yıldızları, yengeçler, midyeler ve daha niceleri...

Her olta ya da ağ atışımızda sularımızdan en çok çıkan balıkları merak edenlere de hemen ilk 20 balığı sayalım:

balik-cesitleri-1

İlk sırada barbunya balığı karşılıyor bizi. Hemen arkasından çipura ve hamsi geliyor. İstavrit listeye dördüncü sıradan giriyor. Kefal ve kolyoz oranlarıyla birbirini kovalıyor. İsmine pek aşina olmadığımız kupes balığının hemen arkasından her halini bayıla bayıla yediğimiz levrek geliyor. Lüfer ve mezgit durur mu? Listedeki yerlerini hemen alıyorlar.

En güzel derya kuzularından orkinos, palamut ve sardalya da ilk yirmi balıktan biri. Uskumru, isminin ve şeklinin şirinliğiyle çaça balığı ve kalkan denizlerimizin olmazsa olmazlarından. Renginin güzelliğiyle mercan sularımızı bol bol süslüyormuş, öyle diyor rakamlar. Kılıç balığı tüm heybetiyle burada yerini alıyor. Son sıraları ise; tekir, trança ve kırlangıç paylaşıyor.

balik-ciftlikleri

Bu balıklar sularımızda sıkça rastladığımız, yumurtalarına ve kendilerine ev sahipliği yaptığımız balıklar. Başka sularda pek rastlanmıyor kendilerine. Her birinin de yumurtalarını bırakma ve büyüme evreleri pek bir yakın. Tatlı sularda da alabalık ve sazan hazinesine sahibiz adeta. Eti nefis balıklarımız çıkıyor tatlı sularımızdan. Sularımızda doğal bir biçimde yetişen balıkların dışında bir de çiftlik balıklarımız var.

Nedir bu balık çiftlikleri ve çiftlik balıkları? Onlara da göz atalım dilerseniz.

Dünyada ve ülkemizde hızla büyüyen bir gıda sektörü çiftlik balıkçılığı. Sektörden kazanç elde edildiği gibi bu çiftliklerde hobi ve dekoratif amaçlı balıklar yetiştiriliyor. Asıl amacı; balıkların kontrollü olarak çoğalmalarını sağlamak. Doğal ortamlardan alınan yumurtalar, burada kontrollü bir şekilde çoğaltılıyor, balıklar yemlenerek büyütülüyor.

Ancak resmin arkasını çevirdiğimizde bazı iddialar karşılıyor bizi bu çiftlikler ve balıklarla ilgili.

Doğru mu yapıyoruz: Çiftlik balığı yemek

balik-cifligi

Çiftlik balıkları, deniz balıklarına nazaran bir tık daha bütçe dostu. Bu konuda hemfikiriz. Fakat çiftlik balığı tüketmenin artıları ve eksileri var. Yüzlerce araştırmanın içerisine daldık ve biraz karıştırdık sizler için.

Karşımıza şöyle sonuçlar çıktı:

Artan ihtiyaç nedeniyle kuruldu balık çiftlikleri. Hem bütçe dostu, hem de etleri daha lezzetli. Ama yağlı balıklar her daim daha lezzetlidir. Bu balıkların daha lezzetli olmasının sebebi deniz balıklarına nazaran daha az efor sarfetmeleri ve yağ oranlarının yemlenerek arttırılması. İddialardan biri burada yetiştirilen balıkların GDO içerikli yemlerle beslendiğine dair. Doğal ortamlarından ve sularından alınan balıklar, daha hızlı büyümeleri için farklı ve alışık olmadıkları yemlerle beslenebiliyormuş bu çiftliklerde.

balik-cifligi-1

Diğer bir iddia, balık çiftliklerinden kaçan balıklar olduğuna ve onların yine dengeyi bozduğuna dair. ‘Farklı yollarla bulundukları ortamlardan kaçan balıklar, doğal ortama dönmeye çalışıyor. Döndüklerinde ise ayak uyduramıyor ve denge bozulmaya başlıyor’ diyor bazı kaynaklar. Bu çiftliklerin çevrede büyük tahribatlara neden olduğu da söylenenler arasında. Düzenlemelerle balık çiftlikleri kontrol altında tutulmaya çalışılsa da ne yazık ki yaptırımları yüksek değil. Bu iddialarda bazı araştırmaların sonucu. Bize sorarsanız güvendiğiniz çiftliklerden balık tüketmeniz, taze taze deniz balıklarını yemeniz en iyisi.

Kısacası seçim sizin.

Sebebi çok: Avlanma yasakları neden var?

avlanma

Balıkçılık, kültürümüz ve çeşitliliğimiz hakkında bilgi sahibi olduk. Kendimizi biraz biraz sorgulamaya da başladıysak en önemli konuya gelebiliriz artık. Avlanma yasaklarına... Neden bu yasaklar var dersiniz?

Sadece İstanbul’da tam 12 bin balıkçı ''Vira bismillah'' diyerek açılıyor tuzlu sulara. Av mevsiminin bitimi demek, ekmek teknelerini yeniden çalıştırmak demek. Balıkçı tezgahlarının birer birer canlanması demek.

Gözümüzü suların altına çevirelim. Balıkların da yumurtlama dönemleri var. Bu yumurtalardan çıkan yavru balıkların büyüme ve gelişmeye ihtiyacı var. Bu her canlıda olduğu gibi balıklarda da doğal olarak gelişen bir süreç. Bu sürecin sağlıklı bir biçimde devam etmesi için avlanma yasaklarına ihtiyacımız var.

avlanma-balikcilik

Bu yasaklar süresince (Nisan başında başlayıp, Eylül başında biter) yaklaşık 5 ay, balıklar yumurtalarını bırakır. Yavrular gelişir ve büyür. Bu süreç içerisinde avlanma gerçekleştirildiğinde ise balık neslinin devamlılığı tehlikeye düşüyor. Bunun yanında sağlıklı ve kaliteli balık tüketimimiz azalıyor.

Ayrıca kaçak avlanma, balıklara olduğu kadar balık ekonomisinde de ciddi sorunlara neden oluyor. Bu yüzden avlanma yasaklarımız var.

Bilmeyen kalmasın: Balık boyu neden önemli?

hangi-mevsimde-hangi-balik-yenir-kisa

Gelelim yıllardır bir türlü cevabını bulamadığımız o soruya. Pek anlam veremiyoruz değil mi balık boyunun neden bu kadar önemli olduğuna? Sizler için onu da detaylı bir biçimde anlattık.

Onu da ''Hangi Mevsimde Hangi Balık Yenir?'' başlığıyla uzun uzun anlattık. Hatta bu infografiğimizin çıktısını alıp, duvarınıza asabilirsiniz. Balık avı ilgili merak ettiğiniz tüm soruların cevaplarına ise ''Rastgele: Balık Avı Hakkında Bilinmesi Gereken Gerçekler ve Avlama Teknikleri'' içeriğimizden ulaşabilirsiniz. Bilmeyen kalmasın.

Kaçak avlanma, ithalat: Balık fiyatları neden yüksek?

balik-fiyatlari

Her yıl haber bültenlerinde ‘Balık fiyatları yine el yakıyor. Son zamanların en yüksek fiyat artışı görüldü’ şeklinde bir habere mutlaka denk geliyoruz. Bu haberlerin arkasında bilinçsiz avlanma, yurt içi üretimin azalması, yurt dışından gelen balıkların fazlalaşması ve artan maliyetler var.

Bilinçsiz bir şekilde, yumurtalarıyla birlikte ya da henüz yavruyken avlanan balıklar demek, balık miktarından giderek azalmaya sebep olmak demek. Uzunca açıkladık, paylaştık sizlerle. Bunun doğal bir sonucu olarak çıkarılan balıkların fiyatları da giderek artıyor. Yurt içi üretimin düşmesi, yurt dışından gelen ithal balıkların da fazlalaşmasına neden oluyor. Talebi karşılamak için tezgahlara ithal balıklar seriliyor.

İthal balıkların maliyeti daha fazla olduğu için balık fiyatları da otomatik olarak yükseliyor. Buna av sezonunun henüz açılmamış olmasını da eklersek, balık fiyatlarının cebimizi üzmesi olası.

Soralım kendimize: Yeterince koruyabiliyor muyuz onları, dikkatli miyiz?

balikci-teknesi

Geçtiğimiz yıllarda yapılan haberlere gitti elimiz istemsizce. Biraz göz gezdirdik çıkan haberlere, yapılan araştırmalara. Sayıların gücüne inanıyoruz sizler gibi. Okuduğumuz sayılar, dikkatimizi çeken haberler ne yazık ki endişelerimizi haklı çıkarır yönde.

Geçtiğimiz yıllarda ülkemizin birçok noktasında ani balık ölümleri gerçekleşmiş. Sebepleri bilinmiyor. Ama sebebi bilinen ölümler var. Su kirliliği nedeniyle, bilinçsiz avlanma nedeniyle henüz gelişme aşamasında olan ya da gelişmiş binlerce balık ölü bulunmuş örneğin. Su kuraklığı nedeniyle birçok balık türünün nesli tükenmiş.

Balık çiftliklerinden doğal ortamlarına kaçan balıklar, bu ortama ayak uyduramadan ekolojik dengeyi bozmuş. Trolle avlanma kaldığı yerden devam etmiş. Sağlığımızı da etkilemiş bu balıkları tüketmek. Geçtiğimiz yıllarda yüzlerce insan kalitesiz balık tüketimi nedeniyle hastanelere başvurmuş. Balıkçılar, ağlarına çok az balık takıldığı için teknelerini, kayıklarını birer birer bırakmış. Bu oran her geçen yıl artmış üstelik.

Yıl 2016... Bu sorunlarda hiç azalma yaşanmamış ne yazık ki. Sonuçları giderek kötüleşen araştırmalar, kelimesi kelimesine aynı haber başlıkları karşılıyor bizi.

Soralım kendimize. Tablo böyleyken yeterince bilinçli miyiz? Balıklar, balıkçılar, su altı dünyası konusunda neler yapıyoruz?

Önce bilinçlenmek lazım: Neler yapılmalı?

Bu yazımızın amacı bilinçli birer tüketiciye dönüşmek. Sağlıklı ve kaliteli balıklar tüketirken, onlarında hayatına saygı duymak. Elimizden geldiğince araştırdıklarımızı, bildiklerimizi paylaştık sizlerle. Gönül isterdi ki yasalarımızla, kanunlarımızla koruyalım, kollayalım. Elimizde böyle büyük yetkiler olmadığından yapabileceğimiz ilk şey; bilinçli bireylere dönüşmek.

Örneğin; onların yaşama alanlarına saygı duyarak başlayabiliriz işe. Güzelim sularımızı birer çöp yuvasına dönüşmesini engellemeye çalışmak, yapanları uyarmak ve temizlik çalışmalarına katılmak vicdanımızı bir nebze de olsa rahatlatabilir. Yapabileceğimiz bir diğer şey ise av yasağının bitimiyle birlikte balık tüketmeye başlamak ve tükettiğimiz balıkların boylarına kesinlikle ama kesinlikle dikkat etmek.

Balıklarımızı, su altı dünyamızı koruyan ve destekleyen derneklere, çalışmalara elimizden geldiğince destek verirsek de nefis olur. Bir birey olarak bilmeyen herkese lütfen duyuralım bunları. Elimizden geleni yapalım.

Veee.... Unutmayalım!

Bu muhteşem döngünün en değerli parçalarından onlar. El ele verirsek bu ülkede, doğayla barış ve mutluluk içinde yaşayabiliriz. Yeter ki bilelim, isteyelim.

İZLE
Doyamayanlar için bir de videomuz var!