Yemek.com

Sır Kapısı Aralanıyor: Neden Çikolata Krizleri Yaşarız?

Bitter Çikolatalı Çilekli Pizza Tarifi

Doktor randevuları için tek adres olmayı hedefleyen Doktorburada.com, Yemek.com için yazdı.

Bazı zamanlar kelimenin tam anlamıyla “çikolata krizleri” yaşayabiliyoruz. Böyle anlar yaşadığını iddia eden kişiler, çikolata bulamayınca daha keyifsiz, mutsuz ve hatta sinirli olduklarını iddia ediyorlar. Peki bu durumun aslı astarı var mıdır? Gerçekten çikolata krizleri yaşanılabilir mi? Söz konusu durumun bilimsel bir açıklaması olabilir mi?

Peki uzmanlar ve diyetisyenler bu konuda neler söylüyor?

"Çikolata bağımlılığı" diye bir şey var mı?

Çikolatanın içerisinde bir değil birden çok farklı madde, beynimizde salgılanan nörotransmitterlerin (sinirsel haberci moleküller) miktarını ve türünü değiştirerek, bizim “çikolata krizi” şeklinde adlandırdığımız duruma sebep oluyor. Daha basit bir bakış açısıyla çikolata bağımlılığı; sigara bağımlılığı ve kokain bağımlılığının beyinde tetiklediği mekanizmayla aynı şekilde işliyor.

Konunun detaylarından önce uzman diyetisyen Orçun Kürüm çikolatanın üzerimizdeki etkisini farklı bir yönden ele alıyor. Bakın konu hakkında uzmanımız neler söylüyor:

“Salya üretimimiz ne kadar fazla olursa, yediklerimizden de o kadar fazla tat ve zevk alırız. Ağzınızdan kolay kayıp giden yumuşak veya kolay eriyen gıdalar, tat alma duyularımızı kaplar. Örneğin tereyağı, salata sosu, dondurma, mayonez ve tabi ki erimiş çikolata gibi gıdalar, tat alma cisimciklerimizi fazlaca aktive etmektedir. Bu yüzden birçok kişi, yemeklerinin üzerleri sos ya da şeker kaplı olduğunda, yediklerinden daha çok keyif alır. Bahsedilen olay,  o yiyeceğin daha çok salya üretimi tetiklemesiyle, beynine ufak bir şenlik yaşatmaktadır. Bunun bilincinde olmak, besin seçiminde de  işe yaramaktadır. Örneğin kalorisi çok düşük ve sağlıklı bir yiyecek olan salatalara eklenebilecek çeşitli soslar, salya üretimini tetikleyerek tat alma duyumunu uyarır. Ancak her sosun masum olmadığını da unutmamak gerekir. Hangi sosların hem sağlıklı hem de lezzetli olduğu konusunda bilgi almak için uzman bir diyetisyene danışılabilir.”

Çikolatanın içindekiler: Dopamin mi vardı, ne vardı?

Bağımlılığa yol açan temel beyin nörotransmitterlerinden ilki “dopamin”. Bu madde özellikle haz verici ve heyecanlı bir durumun sonucu ya da çok keyif veren bir yiyeceğin yenilmesi sonrasında üretiliyor.

Örneğin yeni aşık olduğumuzda, bungee jumping yaparken, cinsellik yaşarken, kahkaha atarken, sigara içerken vb durumlarda beynimizdeki dopamin seviyesi hızla artıyor. Bu durum aynı zamanda beyinde “ödüllendirilme” mekanizmasını tetikliyor. Aynı aktivitenin yapılması ya da yiyeceğin yenilmesi sonucu, söz konusu mekanizma her seferinde tetikleniyor. Bir süre sonra, beynimizdeki ödüllendirilme mekanizmasını yeniden tetikleyebilmesi için haz verici yiyeceğe veya duruma karşı duygusal bir bağımlılık gelişiyor.

Teobromin ile kafeinin ortak noktaları mı varmış?

Ancak hepsi bu kadar değil. Durum sanıldığından daha da karmaşık... Çünkü çikolatanın içerisinde, kendimizi iyi hissetmemize yol açacak başka maddeler de bulunuyor. Bunlardan bir de teobromin. Aslında bu madde çikolataya tadını veren temel alkoloidlerden biri olup, bağımlılık yapıcı özelliği olmadığı düşünülmektedir. Bununla beraber kişinin kendini daha iyi hissetmesini sağladığı ve cinsel uyarımı arttırıcı özellikleri olduğu düşünülmektedir. Ayrıca teobromin, çikolatanın içerisinde bulunan diğer bir madde olan kafein gibi, kişinin kendini daha aktif ve zinde hissetmesine de katkıda bulunur. Teobromin’in merkezi sinir sistemini uyarıcı özelliği kafeine kıyasla 10 kat daha düşüktür.

Bir nevi çikolatanın tarihi: Başımıza bir de anandamid mi çıktı?

1996 yılında Daniel Piomelli tarafından çikolatada “anandamid” adlı bir nörotransmitter olduğu keşfedildi. Peki bunun anlamı nedir? Anandamid, Sanskritçe kökenli bir kelime olup, “Ananda” yani “neşe” kelimesinden türemiştir. Dolayısıyla anandamid, “neşe kimyasalı” olarak da bilinmektedir. Söz konusu madde kendimizi harika ve neşeli hissettiğimiz zamanlarda beynimiz tarafından üretilebilen endojen bir nörotransmitterdir. Çikolata yediğimizde, neşe kimyasalının seviyesi yükselerek kendimizi daha iyi hissederiz. Ancak bu mekanizmanın tetiklenişinin de genetik farklılıklara bağlı olarak değişkenlik gösterebileceği, bazı kişilerde yoğun hissedilirken, bazı kişilerde hissedilemeyebileceği tahmin edilmektedir.

Çikolatanın içerisindeki keyif verici ve bağımlılık yapıcı maddelerin, sayılanlardan daha fazla olduğu düşünülmektedir. Araştırmacılar şunları söylemektedir:

“Çikolata, marijuanaya benzer şekilde etki gösterebilen farmakolojik aktif maddeler içermektedir. Bu maddelerin, çikolata krizlerine neden olduğu düşünülen, madde kullanımının tetiklediği psikozlara benzer bir duruma yol açabileceği tahmin edilmektedir.”

Peki çikolatanın bize faydası var mı?

Bu soruya uzman diyetisyen Orçun Kürüm şöyle yanıt veriyor:

“Siyah çikolata yemek resveratrol yüzünden serotonin seviyesini kısmen artırır. Resveratrol hem endorfin hem de serotonin seviyelerinin artmasına yardımcı olur. Sütlü çikolatada siyah çikolatadan çok daha az kakao (serotonin üreten kısım) olduğundan dolayı, sütlü çikolata yerine siyah çikolata yemeniz gerektiğini unutmayın.”

Eğer siz de çikolata krizleri yaşıyorsanız ve bu nedenle aldığınız kilolarınızdan şikayetçiyseniz, uzman diyetisyen Orçun Kürüm’e danışarak, çikolata krizlerinin üstesinden gelmeniz mümkün.

İZLE
Doyamayanlar için bir de videomuz var!