Yemek.com

Hidiv Kasrı'ndan Ses Veriyoruz: "Biri Balla Pişirilmiş Kuzu Eti mi Dedi?"

21 Ekim 2014

Gitgide plazalara tıkılıp kalmış ve her zaman benzer yemekleri yediğimizi hissettiğimde birisi boğazımdan sıkarak beni boğuyor gibi oluyor. Hamburger ye, daha farklı bir yerde hamburger ye... Sezar usulu salata ye, tahıllı salata ye... Hep birbirine benzeyen mekanlar, hep birbirine benzeyen lezzetler.

Plazalar arasında sıkışıp kalmaktan bunalmış birisi olarak arada sırada kaçacak delikler aradığım doğrudur.

Öyle ya şehrimizin sadece yüzde 1.5’i yeşil alan ve bu alanlar içinde bir yerde biraz keyif yapmak biraz şehrin gürültüsünden uzaklaşmak ve o hiç bulamadığımız huzuru kısa süreliğine yaşamak için kaçmak istediğim de doğrudur.

İşte böyle bir mekan var ve ben herkes biliyor sanıyordum. Fakat hangi arkadaşıma söylesem gitmediğini farkettiğim için sizlerle paylaşmak istedim.

Beykoz sırtlarında yıllar boyunca sultanlara av köşkü olarak hizmet etmiş olan Hidiv Kasrı, bırakın lezzetli yemeklerini, girişinde sizi karşılayan rengarenk çiçeklerle dolu bahçesi ve binasının güzelliğiyle gidip görmeye değer. Genelde yaz aylarında sabahları açık büfe kahvaltı döneminde gidilen mekana Eylül ayında ve çok yoğun bir sağanak yağmur altında gittikten sonra, yazımın içeriği tamamen değişti. Öyle ki eskiden Hidiv kasrı denildiğinde sabahtan oldukça zengin bir açık büfeyle sizi karşılayan, kahvaltı sonrasında yukarıda bahsettiğim şehrimizin yüzde 1,5’lik yeşil alanına (tekrar olsun, hep hatırlayalım) ait olan ağaçların arasında yaklaşık yarım saat kırk beş dakikalık yürüyüş yaptığınız sonrasında ise masanıza geri oturup çayınızı yudumladığınız yerdi.

Fakat benim tavsiyem kesinlikle kışın gitmeniz. Evet belki ağaçların arasında yürüyemiyorsunuz fakat o kadar sakin o kadar güzel ki... Hele yağmur yağıyorsa. Islanacağım diye korkmayın ve kasrın kapısından girmeden önce bahçesinden Boğaz’a uzun bir selam çakın. Saçma yoğunluğun arasında ona bakmayı bile unutuyoruz kimi zaman...

Oldukça güzel bir salonda büyük geniş masalar ve kadife sandalyeler sizi karşılıyor. Genelde menü karşınıza geldiğinde "aaa ben bu yemeği hiç duymadım aaa bunu bile hiç duymadım ne kadar çok bilmediğim yemek varmış" deme ihtimaliniz yüksek. Kusursuz hizmet sunan ve hiyerarşik bir yapıya sahip olan ilgili kişilerin birisi başınızdan giderken diğeri hemen geliyor.

Gelelim yazımızın başlığı olan yemeğe: Mutancana! İsmi ilk başta tuhaf gelmekle birlikte bu yemek özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda Osmanlı Saray mutfağının önemli yemeklerinden. Öyle ki Fatih Sultan Mehmet’in en sevdiği yemek olarak da bilinmektedir.

Bal ile pişirilen kuzu eti, badem, kuru siyah erik, kayısı ve üzümle renklendirildikten sonra Anadolu’da çok tüketilen keşkek üstüne konularak size kilden yapılma servisi son derece şık bir tabakta masaya geliyor. Malzemeleri duyunca içinizden "ooo bu yemek çok ağır veya bizim yemek kültürümüze damak zevkimize uymuyor" diye düşünebilirsiniz. Fakat işin aslı öyle değil. Yani yerken çok ağır bir yemek yiyormuş gibi hissetmiyorsunuz. Özellikle tatlı-ekşi yemekleri seviyorsanız muhakkak denemeniz gerekir. Öte yandan her gün aynı sıradan yemekleri yemektense bir gün kendinize farklılık yaratabilirsiniz.

Erişteli mahluta çorbası yine ismi farklı gelmekle birlikte iri parçalı çorbalar sevenler için güzel bir başlangıç olabilir. Çorbadan sonra minik bir ara atıştırmalık isterseniz Osmanlı Piruhi Mantısı veya Paşa Böreği (paçangaya benziyor) tavsiyemdir. Fakat ana yemekler son derece doyurucu olduğu için bu atıştırmalıkları es geçebilirsiniz. Eğer mutancana sizi cezbetmediyse saray usulu ağır ateşte pişmiş kuzu gerdaniye veya ada çayı ve reyhan ile marine edilmiş bonfile deneyebilirsiniz.

Mimarisi diğer saraylara veya kasırlara baktığınızda çok daha sade olmasına rağmen tavsiyem ana yemeğinizden sonra kasrı gezmeniz. Eğer çok şiddetli yağmur yağmıyorsa veya biraz enerjinizi toplayıp koruyu yürüyebilirsiniz. Gelelim tatlı konusuna. Burada aslında önerebileceğim alternatiflerim yok; bir vişneli ekmek kadayıfı bağımlısı olarak. Istanbul’da alışagelmiş olduğumuz mikroskopla baktığımızda görebileceğimiz boyutta kaymağın konulmadığı (aksine oldukça bol!) ve tatlınızı yerken içinden tane vişnelerin çıktığı son derece başarılı bir tatlı.

Eğer sevgilinizi farklı bir yerlere götürüp etkilemek istiyorsanız gerek ambiyans, gerek garsonların kusursuz hizmetleri, gerek yemeklerin farklılığı ve lezzeti ile son derece başarılı bir mekan. Bu arada yazının başında bahsetmiş olduğum plaza insanları olarak sıklıkla gittiğimiz mekanlardan çok daha uygun fiyatta. Aşık olduğum kadını götürerek sizler için test ettim ve sonuç başarılı oldu.

Yaşasın ballı kuzu eti!

Hidiv Kasrı'na nasıl gidilir?