Yemek.com

Kafedeki Köpek Sayesinde Hayata Yeniden Tutunan Kanser Hastası Kadının Hikayesi

14 Nisan 2017

"Eğer birini bir gün özlersen sonra her gün onu özlemeye başlarsın."

Geçen günlerde kafenin sokağının köşesinde sokaktan sahiplendiği köpeği Dost ile birlikte gitar çalarken tanıştığım ve artık bizim kafede çalışan, onu terk eden kadını usanmadan her gün sabırla bekleyen Umut'un bu sözü kulaklarımda çınlıyor. Sabah kalktığımda, giyinirken, günün ilk kahvesini içerken, akşam ne yiyeceğimi düşünürken, çalışırken ya da çalışmazken, otobüse bindiğimde ya da taksideyken, yazarken en çok da yazmazken fark etmez her an bu cümle aklımda.

Salinger'in Çavdar Tarlasındaki Çocuklar kitabının o son satırı geliyor sonra aklıma: "Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra." İçinde "özlemek" geçen tüm cümleler canımı yakıyor, içim alev alev, kalbim yangın yeri. Özlemden ölüyorum. Tanrım, ölüyorum. "Bu yalnızlık değil" diyorum, "bu onsuzluk". Umut'la sık sık kafede oturup konuşuyoruz. Aşktan filozof olanlardan o da. Cümleleri de en az şarkıları kadar acıklı, diken gibi batıyor tenine insanın. Yaralarımız birbirine çok benzediğinden belki de bilemiyorum. O Serap'ın, ben sevdiğim adamın, yani katillerimizin cinayet mahaline son bir kez dönmesini beklerken birbirimizin yara bandı oluyoruz. Uzun uzun dertleşip uzun uzun bir başına bırakılmaktan, tutunacak bir dal bulamamaktan, hayatın çok uzun, bizim zamanımızın kısıtlı olmasından bahsediyoruz.

Sonra birden hayatımıza yaraları bizim yaralarımıza hiç benzemeyen ama en az bizim kadar acı çeken biri, bir kadın giriyor. Ve hiç tahmin etmediğimiz biri farkında olmadan onun yaralarını sarıyor.

***

Umut ile birlikte değişen hayatım bir yandan da kafedeki hayatı değiştiriyor. Umut'un sokakta geçen günlerinden geriye kalan tek anısı, sokak köpeği Dost da artık kafenin bir ferdi çünkü. Bahçede küçük bir kulübesi var. Havalar da artık güzelleştiğinden bahçe çoğunlukla misafirlere açık. Dost ise bize hiç benzemiyor. Biz ne kadar mutlu gözükmeye çalışsak da hüzün her yerimizden fışkırıyor, saklayamıyoruz. Dost ise hep mutlu, ona ilgi gösteren herkese o ilginin iki katıyla geri dönüyor, kendini sevdirmeyi her zaman başarıyor. Hiç bize çekmemiş diğer bir deyişle.

Dost'un kafenin maskotu olduğu o güneşli haftalardan birinde Umut bana yaklaşarak: "Şu kadını fark ettin mi? Dün de buradaydı, ondan önceki gün de... Belki daha önce de geldi de hatırlayamıyorum" diyor.

Ben ise gene bir kör uykusundayım, hiç fark etmemişim. Umut, kadının sürekli menüdeki sandviçlerden sipariş ettiğini ve hepsini Dost'a verdiğini söylüyor. Bahçeye doğru bakıyorum; Dost yine tüm sevgi dolu haliyle kadının bacaklarının arasında dolanıyor. Kafasını dizlerine sürüyor, kadın köpeğin başını daha önce kimse onu sevmemiş gibi okşuyor. Yüzünde kırık bir gülümseme var. Mutlu desem değil, mutsuz hiç değil. Sonsuz bir belirsizlik var havada.

Ve siz beni tanırsınız, biri eğer dikkatimi çekerse onun hikayesini öğrenmek için elimden geleni yaparım. Kadını görür görmez bunun da aynı şekilde sonuçlanacağını biliyorum.

Köpekli teyze her gün gelmeye başlıyor

Yoğurtlu Poğaça Tarifi

Umut haklı çıkıyor. Kadın her gün gelmeye başlıyor. Bazen sabahları geliyor, çayını içip kahvaltısını yapıyor, Dost'u kendinden çok besliyor, onu seviyor, ona sarılıyor, onu öpüyor ve gidiyor. Bazen akşamüstü kahvesine uğruyor, mutlaka bahçede oturuyor. Bazense kafeyi bizimle birlikte kapatıyor.

Tüm bunlara rağmen masasına sipariş almak, siparişlerini götürmek, hesap için gittiğimizde kadın bizimle hiç konuşmuyor. Sadece gerektiği kadar. Gözü Dost'tan başkasını görmüyor. Hakkında hiçbir şey bilmediğimiz için adı kendi aramızda "köpekli teyze" olarak kalıyor. "Köpekli teyzenin tavuklu sandviçi hazır mı?", "Köpekli teyzeye masa ayarlayalım hemen" gibi cümleler, bilirsiniz işte. Köpekli teyze artık hem aramızdan biri, hem de hiç değil. Ama o mutlu, Dost mutlu, biz de mutluyuz.

Sonra bir akşam onun o kadar da mutlu olmadığını acı bir şekilde öğreniyoruz.

Köpekli teyze, o gün öğleden sonra geliyor. Yine bahçedeki her zamanki yerine oturuyor. Tüm masalardaki insanlar dört-beş kez değişiyor ama köpekli teyze hiç kalkmıyor. Herkes gidiyor, o kalıyor. Herkes evine dönüyor, o evinin yolunu bile hatırlamıyor.

Kapatma saatimiz geldiğinde masasına yaklaşıp "Son bir isteğiniz var mı?" diye soruyorum. Ses gelmiyor. Dikkatli baktığımda ağladığını görüyorum, elindeki mendile kapanmış, için için ağlıyor. Hayatında hiç mutlu olmamış gibi ağlıyor.

Dost'un yanına, kadının dizlerinin dibine eğiliyorum. "İyi misiniz? Ne olur konuşun benimle" diyorum. Kadın yine bir şey demiyor, ağlamasını sürdürüyor. Bizi gören Umut da geliyor yanımıza. Biz ne yapacağımızı bilemezken hiç tahmin edemeyeceğimiz bir şey oluyor.

Köpekli teyze, elini saçına götürüyor. Birkaç saniye sonra masanın üzerinde bir peruk var. Köpekli teyze, tıraş edilmiş gibi gözüken kafasını masaya gömüyor, bu sefer hıçkırarak ağlamaya başlıyor.

***

huha

Dakikalarca böyle kalıyor masada. Onu sadece Dost'un ellerini yalaması kendine getirebiliyor. Masadan kafasını kaldırdığında her gün gördüğümüz kadından çok daha fazla acı çeken, çok daha yaşlı bir kadın görüyoruz karşımızda. Bakakalıyoruz.

"Çok çok özür dilerim çocuklar" diyor. "Böyle olsun istemezdim, ama tutamadım kendimi. Böyle yan etkileri oluyor" diye devam ediyor.

Şaşkın bakışlarımızı görünce sonunda günlerdir bizden saklamaya çalıştığı hikayesini anlatmaya karar veriyor. Masanın üzerinde duran peruğu kavrıyor, tek eli ise Dost'un başını okşuyor. Ve başlıyor dünyanın en hüzünlü öyküsünü anlatmaya...

İstemeden peruğumu çıkarıp bu sahneyi görmenize sebep olduğum için beni affedin lütfen. Beni böyle görmenizi istemezdim. Kimse kimseyi böyle görmemeli. Kanser tedavisi görüyorum, görüyordum daha doğrusu. Kısa bir süre önce kemoterapiyi kendi isteğimle bıraktım. Bu şekilde yaşamanın, yaşamaya çalışıtılmanın çok da mantıklı olmadığını, kimseye bir yararı olmadığını düşündüm çünkü. Ölsem üzülecek kimse yoktu, yaşasam fark edecek biri de. Bu kadar acı, bu kadar tedavi ne için dedim kendi kendime. Yapayalnız ölecektim işte. Süreyi uzatmanın ne anlamı vardı?

Eşimi kaybedeli on seneden fazla oldu. Üvey çocuklarım o öldükten sonra beni sadece birkaç kez aradı, sonra bir daha ne görmeye geldiler, ne de telefon açıp nasıl olduğumu sordular. Dolayısıyla ölürsem üzülecek kimsem de yok diye düşündüm. Birini üzmekten ölesiye korkarım çünkü ben. Sonra, sonra... Sonra bir gün buraya geldim ve Dost ile tanıştım. Dost, bana karşılıksız sevginin var olabileceğini öğretti. O beni daha önce kimsenin sevmediği gibi sevdi. Dost gözlerimin içine baktığında kanserli bir kadını değil, gerçek beni gördü. Hiç tahmin etmezdim ama Dost beni hayata bağladı. O yüzden her gün buraya geliyorum. Onu görüp hayata yeniden tutunmak için. Yaşamaya çalışmak için bir sebep bulmak için. Yeniden birini, bir şeyleri sevebilmek için. Sevilebileceğime inanmak için."

Köpekli kadın bir süre sustu, Dost'u kucağına almak için eğildi, aldı ve sanki birine son kez sarılıyormuş gibi ona sarıldı. Hiç olmayan çocuklarına sarılır gibi sarıldı ona. Tüm ölüm korkusunu geride bırakır gibi sarıldı.

"Biliyor musunuz çocuklar" dedi, "Sanırım kemoterapiye yeniden başlayacağım. En azından bunu Dost'a borçluyum. O bana inandı, o bana yeniden yaşam sevinci ve isteği verdi. O bu hayatta hala sevilebilecek şeyler olduğuna inandırdı. Bunu ona borçluyum ben..." dedi. Sesi titriyordu.

Köpekli teyzeyle bir süre daha oturup konuştuk. Kafeyi kapatıp evlere dağıldığımızda saat gece yarısını gösteriyordu. Köpekli teyze kanseri yeneceğine dair bize söz verdi. Tek üzüntüsünün tedaviler yüzünden Dost'u görmeye bu kadar sık gelememek olacağını söyledi. Biz de Dost'u sahiplenebileceğini söyledik ama istemedi, "Ona sadece benim değil, sizin de ihtiyacınız var. Siz de benim kadar sevilmeyi hak ediyorsunuz. Bırakın, sizi üzenler değil sizi karşılıksız sevenler yaralarınıza merhem olsun. Bir mucize beklemeyin, onu siz bulun. Ölüm gelip sizi seçmeden önce yaşama sebebinizi siz seçin" dedi.

Dost, farkında olmadan kanserli bir kadının hayatını kurtarmıştı. Köpekli teyzeyse hayatımıza dahil olarak aslında bir yandan da bize herkesin bir "Dost"a ihtiyacı olduğunu öğretmişti. Artık Umut ile katilimizin cinayet mahaline dönmesini beklemek yerine, mucizemizi aramaya çıkacaktık.

Belki de bulmuştuk, ama henüz bunun farkında değildik.