Yemek.com

Herkese İlham Olacak Hikayeleriyle Türkiye'nin En Başarılı Kadın Şefleri

8 Mart 2016

Türkiye'de son dönemde gastronomi ve mutfak sanatı oldukça yükselişte. Üniversitelerin gastronomi bölümlerinden mezun olan genç yetenekler sektöre adım atıyor, profesyonel aşçılık kursları başarılı mezunlar veriyor ve her gün bu profesyonel şeflerin ellerinden lezzetli yemekler yediğimiz kaliteli ve güzel yeni mekanlar açılıyor.

Göğsümüzü kabartan bu isimlerden bir kısmını ise rahatlıkla "maskülen" olarak tanımlayabileceğimiz restoran mutfaklarında harikalar yaratan kadın şefler oluşturuyor. Geleneksel olarak X Usta, Y Usta ile büyümüş bir neslin kadın şefleri mutfakta kabullenmesi çok da kolay olmasa da yeni nesil kadın şefler başarıları, azimleri, kararlılıkları, yetenekleri, sürekli kendilerini geliştirmeleri, daha özenli olmaları ve detaylara önem vermeleri ile bu algıyı çoktan yıktılar bile.

Varsın olsun elinin hamuruyla erkek işine karışıyor desinler, iyi ki de öyle yapıyorlar. Daha çok kadın şefin başarılarıyla bizi gururlandırması, tarifleriyle karınlarımızı ve gözlerimizi doyurması dileğiyle...

Kantin'in biricik kraliçesi: Şemsa Denizsel

O Türkiye'deki yemek sektörüne Kantin gibi bir ekolü kazandırmış başarılı bir iş kadını ve şef. Biz onu bu başarısıyla tanısak da ondan önce çeşitli basın kuruluşlarında ve reklam kampanyalarında yemek fotoğrafı stilisti olarak da çalıştı, 1998-2000 yılları arasında BÜMED’in Burc lokalinin işletmeciliğini de yaptı.

Başarısını işinin başından hiç ayrılmamasına ve Kantin'i bir işletmeden ziyade aile yemeğine gitmiş gibi hissettirmesine borçlu olan Şamsa Denizsel hiç yerinde durmuyor, sürekli üretiyor ve çevresindekiler için bir rol modeli olmaktan hiç vazgeçmiyor.

Defalarca Time Out İstanbul dergisi tarafından ‘Yılın Şefi’ adayı olarak gösterilen, 6 sene boyunca Açık Radyo’da “Kulaktan Dolma Tarifler” köşesini hazırlayan, mönü ve işletme danışmanlığı hizmeti veren ve yemeğe olan aşkını Kantin'de “Yeni İstanbul Mutfağı” adıyla tanımladığı yemekler pişirerek doyuran Şemsa Denizsel harika blogundan da hepimize ilham vermeye devam ediyor.

Bir pasta sihirbazı: Ayşem Öztaş

Ayşem Öztaş pasta denince ilk akla gelen isimlerden. İşini öyle severek, öyle bir ustalıkla yapıyor ki Instagram'da pastalarını gördükçe keşke dokunup kremasından bir tutam ağzımıza atsak diye içimizden geçiriyoruz.

Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olarak iş hayatına atılsa da sonra yüreğinin götürdüğü yere gidip kendini mutfakta bulmuş. Pastacılık işine merak salan ve bu konuda çalışmalara başlayan Ayşem Öztaş internet ve kitaplardan edindiği bilgileri sürekli mutfakta deneyip yanılarak kendimi geliştirmiş ve kısa sürede işinin uzmanı olmuş. Yani eğitim olmadan da çok isteyerek, çok çalışarak başarılı bir şef olmanın en güzel örneklerinden biri Ayşem Öztaş.

Sadece bu yönüyle bize ilham vermekle kalmayan Ayşem Öztaş katıldığı ilk yarışma olan 2011 yılında 9. Uluslararası Gastronomi Festivali’nde bir mansiyon ve bir bronz madalya kazanmış olması ve 2012 yılında ikinci katılımında bir altın ve bir gümüş madalya ile dereceye girmesi ile göğsümüzü kabartmayı başardı.

Özellikle yenilebilir şekerden çiçek yapımı ve düğün pasta tasarımı ile ilgili olarak eğitimler vermeye ve bu konuda kendini geliştirmek isteyenlere ilham vermeye devam eden Ayşem Öztaş'ın Peçeteden Notlar isimli gözleri gönülleri ve zihinleri açan bir blogu da var. İvedilikle takip etmenizi öneririz.

Mayasında şeflik var: Didem Şenol

Sadece mutfaktaki ustalığı ve girişimciliğiyle değil kitaplarıyla da herkese ilham veren bir isim Didem Şenol. Zira Karaköy’deki Lokanta Maya’yı ve sonrasında da Asmalımescit’te Gram Pera’yı açan Didem Şenol'un kitapçı raflarında bulabileceğiniz iki de güzel kitabı var: Kızınız Defneyi Oğlumuz İskorpite... ile Biraz Maya Biraz Gram.

Koç Üniversitesi’nde psikoloji okuyan Didem Şenol o sırada yemekle ilgili bir şeyler yapmak istediğine karar veriyor ve New York'taki French Cullinary Institute'de aşçılık eğitimi aldıktan sonra orada Le Cirque ve Eleven Madison Park restoranlarında çalışıyor. Türkiye'ye döndüğünde çeşitli restoranlarda çalıştıktan sonra ilk olarak 2010 yılında Karaköy’de Lokanta Maya’yı açıyor ve bundan iki yıl sonra da Gram Pera'yı hizmete sokuyor. Şu sıralar Lokanta Maya kapanmış olsa da Didem Şenol başarılarına her gün bir yenisini ekliyor. Yani sadece başarılı bir şef olarak değil bir iş kadını olarak da hepimize ilham vermeyi ve cesaretlendirmeyi başarıyor.

Kadınların şeflik mesleğini seçmesiyle ilgili şöyle diyor Şenol: "Ben aşçı olmaya karar verdiğimde 'Boşver, ne yapacaksın?' diyorlardı. Ama New York’ta da durum böyleydi. Çok fiziksel bir iş olduğu için kadınlara göre değilmiş gibi düşünülüyor. Çok fiziksel bir iş hakikaten. Çok nazlı olmamanız gerekiyor. Davlumbazın içindeki ızgaraları çıkarıp yıkamak zor geliyorsa bu işi kadın da erkek de yapmamalı. Ama bir seviyeden sonra iyi organize olabilmek, iki adım sonrayı düşünerek hareket edebilmek önem kazanıyor. Kadınlar da bu konuda iyiler. Daha özenliler ve detaylara önem veriyorlar."

Hak vermemek elde değil.

Mutfağa en çok yakışanlardan: Pelin Çakar

"Erkeklerin yoğun olduğu bir işte şef olmak hiç de kolay değil" dese de özellikle mutfakların oldukça maskülen olduğu Türkiye'de bir kadın şefin çok başarılı olabileceğini kanıtlayan isimlerden biri Pelin Çakar.

O da çoğu kadın şef gibi üniversite eğitimini farklı bir alanda alıyor ve işletme okuyor. Sonrasında U.C Berkeley' de pazarlama eğitimi alırken yemeğe ve mutfağa olan tutkusunun giderek derinleştiğini fark eden Pelin Çakar Türk yemeklerini yapıp sattığı bir web sitesi kuruyor. Yani mutfak macerası dijitalde başlamış oluyor. Türkiye'ye geldiği dönemde Lucca'nın sahibi Cem Mirap ile tanışan Çakar burada İspanyol tapas geceleri düzenlemeye başlıyor ve o günden bugüne hem Lucca'nın mutfağında hünerlerini sergiliyor hem de Lucca'nın satın alma, organizasyon, catering, sosyal medya, PR aktivitelerini yürütüyor.

Şu anda Lucca ve Cantinery restoranlarının mutfağını başarıyla ve özenle yöneten Pelin Çakar şefliğin sadece erkek tekelinde olmadığını ve sadece iyi yemek yapmakla sınırlı olmadığının en ilham verici hikayelerinden birinin ana karakteri.

Bu bir aşk hikayesi: Aylin Yazıcıoğlu

Vedat Milör’ün “İstanbul’un en iyi gastronomik ve rafine lokantası... En beğendiğim öğünlerle diğerleri arasında uçurum yok. Burada olağanüstü, çok iyi ve iyi var...” diye tarif ettiği Nicole’un kurucu ortağı ve şefi Aylin Yazıcıoğlu da akademik kariyerini bırakıp mutluluğu mutfakta bulanlardan.

Öyle ki eşi Kaan Sakarya da başarılı bir reklamcıyken işini bırakıp yemek sektörüne yönelenlerden. İkisinin bu ortak tutkusundan ve yemeğe olan aşklarından ortaya Nicole çıkmış.

Aylin Yazıcıoğlu’nun yemeğe olan ilgisi aslında aileden geliyor. Baba tarafı Adanalı, anne tarafı Arnavut olan Yazıcıoğlu’nun ailesindeki bu geniş yemek kültürü onu çocukluğunda çok etkiliyor. Galatasaray’dan mezun olup Boğaziçi Üniversitesi’nde sosyoloji okuyan Yazıcıoğlu, İngiltere-Essex Üniversitesi’nde master yaptıktan sonra İngiltere Cambridge Üniversitesi’nde sosyal tarih okuyor ve doktorasını yaptığı sırada ani bir kararla akademisyenlikten vazgeçip aşçılığa yöneliyor.

Ecole Cordon Bleu'den sonra Chocolaterie Jean-Charles Rochoux, Patisserie Stéphane ve Restaurant Alain Senderens'te ustalaşan Aylin Yazıcıoğlu eşiyle de ortak tutkuları yemek sayesinde tanışıyor. Her ne kadar “Evde yemek yapmıyoruz, ocak bile yok” deseler de çocukları gibi sevdikleri Nicole’da mutfaktaki yetenekleriyle misafirlerini evlerine her zaman mutlu gönderiyorlar.

İstanbul'un kalbini attıran iki kadın: Zeynep Moroğlu&Esra Muslu

İstanbul'un yeme-içme konusunda en popüler mekanlarından birinde değil tam beşinde iki kadının emeği var. Zeynep Moroğlu ve Esra Muslu Auf, Kauf, NuTeras, Backyard, Unter'in kurucu ortakları. Hem de sadece mutfakla değil tüm bu mekanların baştan sona her şeyiyle birebir ilgileniyorlar.

Esra Muslu Londra'da tiyatro makyajı okuyor ve ardından Avustralya’da, Melbourne’de aşçılık eğitimi alıyor. Zeynep Moroğlu ise Koç Üniversitesi'nde ekonomi okuyor, sonrasında yüksek lisans için Amerika'ya gidiyor. Finans dünyasında var olmaktan vazgeçen Moroğlu sonrasında San Francisco’da ekmekçilik ve pastacılık eğitimi alıyor.

Türkiye'ye döndüklerinde tanışan ikilinin başarı hikayesi de böyle başlıyor. Zeynep Moroğlu'nun bu sektörde kadın olmanın zorluklarından bahsettiği konuşması ise kulaklara küpe olması gereken cinsten: "Erkek egemenliği dışında kendini kanıtlamak da zor bu sektörde. İşin fiziksel şartlarına yatkın olmayan kadınlar olabiliyor. Ayrıca daha asabi olabiliyorlar bazen. Bu nedenle sektörde kadınların birbirini desteklemesi lazım. Umarım bir gün kadın şefler topluluk haline gelir. Bir dernek çatısı altında birleşirler."

Biz de öyle umuyoruz.

Genç, yetenekli, enerjik: Müge Ergül

Sonsuz enerjisi, işine duyduğu sevgisi ve hayalleriyle ileride daha fazla ismini duyacağımıza inandığımız isimlerden biri Müge Ergül. Müge Ergül genç, yetenekli ve çok istekli olmasının yanı sıra bir şefte aranabilecek tüm özelliklere sahip.

Müge Ergül, Bilgi Üniversitesi Televizyon Haberciliği ve Programcılığı mezunu. Mezun olduktan sonra dergi ve televizyon kanallarında staj yapan Ergül'ün bu sırada kendini yemekle ilgili röportaj ve araştırma gezilerine yönelmiş bulmasından kalbinin mutfak işin çarptığı aslında belliymiş. Ergül MSA’da Profesyonel Aşçılık eğitimi aldıktan sonra Maya'nın sahibi Didem Şenol ile tanışıyor ve ismini burada duyurarak sektöre bomba gibi giriyor.

Müge Ergül, şimdilerde ise ünü kulaktan kulağa yayılan Maslak Oto Sanayi'deki Sanayi 313'ün şefi. Özellikle tatlılarının hastası olan çok kişi tanıyoruz, ona göre.