MENÜ

Yemek.com

YAZI GÖNDERMEK İÇİN
/

Üç Aydır Her Gün Kafenin Köşesinde Bekleyen Genç Adamın Sırlarla Dolu Öyküsü

Bir gece bir rüya gördüm ve hayatım değişti.

Ilık bir yaz akşamı... Deniz kenarında bir yerdeyiz. Yıldızların yansıması denize düşüyor, ağaçların yaprakları nazlı nazlı sallanıyor. Etraf çok kalabalık, sanki tüm şehir oraya akın etmiş. Ben o kalabalığın içinde tek başıma dururken birden "o" geliyor. Dünya üzerindeki son sevdiğim, en sevdiğim, bana bunca acıyı yaşatan adam geliyor. Gelmesiyle etraf aydınlanıyor sanki. Ama beni görmüyor. Sanki dünya üzerinde hiç var olmamışım gibi görmüyor beni, teğet geçiyor. Birileriyle konuşmaya başlıyor. Yine anlatacağı bir şeyler var, belli. Ah onu bir tanısanız bilirdiniz. Bir şeyler anlatırken kısık bir ses tonuyla hiç nefes almadan konuşur. Anlattığı şey ne kadar önemliyse, ne kadar heyecan vericiyse elleri o kadar fazla hareket eder konuşurken. Hem elleri, hem gözleriyle konuşur o. Arada bir mutlaka ellerini saçlarına götürür ve o uzun, narin parmaklarını saçlarının içinden geçirir. Hele dudaklarını büzüp bir gülmesi vardır ki onun... Ah! Öyle bir güler ki o an ne yapıyorsanız bırakıp siz de gülümsemeye başlarsınız. O güldüğünde dünya daha güzel bir yer olur. Tüm savaşlar, yoksulluklar, açlıklar biter o güldüğünde. Onun gülüşü hayatı aydınlatır.

O bunların tümünü gene başkalarıyla paylaşırken ben uzaktan onu izliyorum. Beni görsün diye bekliyorum. Gözlerimiz buluşsun ve bir daha hiç ayrılmasın istiyorum. Ama olmuyor, fark etmiyor beni. Sonra dayanamıyor, hızlı adımlarla yanına gidiyorum. Kolunu tutuyorum sıkıca. İşte o zaman görüyor beni. Açık kahverengi gözlerini üzerime kitliyor, sanki beni hiç sevmemiş gibi bakıyor. Bir ona dokunan elime, bir yüzüme bakıyor. Sanki daha önce hiç birbirimize dokunmamışız, hiç birbirimize yaralarımızı göstermemişiz, sanki hiç yan yana yürümemişiz, yürürken ellerimiz birbirine değmemiş gibi - "Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene yanımda yürümüştün" - bana bakıyor.

Sonrası derin bir karanlık. Rüyamın her anını sanki gerçekten olmuş gibi hatırlıyorum ancak bu sahne kapkaranlık, ne yapsam da bir türlü geri çağıramıyorum. Bir sonraki sahnede daha karanlık bir yerdeyim. O yaz gecesini aydınlatan yıldızlar gitmiş, denizin yakamozları kaybolmuş bir anda sanki. Sonra anlıyorum ki denizin içindeyim, üstelik gittikçe daha da dibe çöküyorum. Çok da iyi yüzerim halbuki. Elim yukarı doğru uzanmış, beni çekip alsınlar diye bekliyorum nefessizce. Az önce sevdiğim adamın kolunu kavrayan elim şimdi bir yardım çağrısında. O zaman anlıyorum, onun beni boğulmaya terk ettiğini, beni derinlikte yapayalnız, nefessiz, çaresiz bıraktığını. Beni boğulmaktan kurtaracak tek el de onun, şimdi uzanacak, çıkaracak beni diye beklerken o karanlık derinliğin içinde sanki günler, haftalar, aylar geçiyor. Mevsimler değişiyor, ben hep daha da dibe batıyorum. O el gelmiyor, o el beni kurtarmamak için direniyor. O el beni rüyamda da terk ediyor.

Rüyamdan uyandığımda nefes nefeseydim. Yastığım ise ıpıslaktı. Tuzlu bir ıslaklık, gözyaşlarım mı deniz suyu muydu acaba onu ıslatan, hiç bilemedim. Tek bildiğim bu rüyanın bundan sonra benimle her yere geleceği ve benim bu rüya içinde hapsolacağımdı. Onun içindeki umuda sarılacaktım. O elin bir gün beni kurtaracağına inanacaktım.

Sonra bir gün ben kendi rüyamı unuttum ve başka birinin rüyasına dahil oldum. Kafenin bulunduğu sokağın köşesinde tanıştığım genç bir adam bana rüyasını açacak ve biz onunla boğulmadan denizden çıkmaya çalışacaktık.

***

Kafede uzun süredir heyecan verici bir şey olmuyordu. Osman Amca ile Zehra Teyze dışında... Onların geldiği her gün, Zehra Teyze'nin gülümsediği her gün hem Osman Amca hem benim için hayatımızın en güzel anlarına kazınıyordu. Küçük Esra'nın da iyi olduğu haberlerini almıştık, keyfimizin yerinde olduğu ancak hepsi birbirine benzeyen günlerdi.

Sonra bir gün kafenin içini dışarıdan gelen bir müzik doldurdu. Bir gitar sesi... Her notası içime işleyen, tarif edemediğim yerlerime dokunan bir müzik kaplıyor etrafı. Şaşırıyorum, kafede etrafıma bakınıyorum, kimsenin pek aldırış ettiği de yok. Kafe de kalabalık olduğundan dışarı çıkıp bakamıyorum. Nasıl olsa birazdan kesilir müzik diyorum ama kesilmiyor, her yeni şarkı içime hem tarifsiz bir acı, hem de umut doldurarak tüm günüme fon müziği oluyor.

Kafeyi kapatıp evlere dağılmak üzere dışarı çıktığımızda kafenin diğer sokaklarla birleştiği noktada genç bir adam görüyorum. Elinde gitar var. Ayağının ucunda ise siyah bir köpek. Onlara doğru yürüyorum heyecanla. Genç adamla göz göze geliyoruz, kafasını eğip selam veriyor. "İyi akşamlar" diyorum ve yere eğilip köpeğin kafasını okşamaya başlıyorum. İşte o sırada yerdeki gitar kutusunun yanında bir yazı fark ediyorum: "Dost'umun karnı aç. Mama parası bırakmaz mıydınız?"

flickr

O not nedense beni çok etkiliyor. Bütün gün bu köşede gitar çalan, şarkı söyleyen esrarengiz adamın kendisi için değil de köpeğine mama almak için bu işi yaptığını anlıyor ve anlamsızca içimin ısınmasına izin veriyorum.

Dost'u sevip adama yeniden iyi akşamlar diledikten sonra biraz bozuk para bırakıp oradan ayrılıyorum. Ama o gecenin her şeyin başlangıcı olduğunun farkında değilim daha. Hala kendi rüyamın içindeyim.

Sonra ertesi gün yine aynı gitar tınıları dolduruyor kafeyi, diğer gün de, diğer gün de... Her sabah kafeye geldiğimde Dost ile birlikte o köşede bekliyor genç adam, her akşam işten çıktığımda yine orada o köşede. Ben de her akşam Dost'u seviyor, ona mama parası bırakıyor ve evime gidiyorum. Genç adamla konuşmamız "İyi geceler", "Merhaba", "Bugün nasılsınız?" ı geçemiyor. Beni görünce gülümsüyor hep ama hiçbir zaman odağı ben olamıyorum. Sürekli etrafa bakınıyor, sanki benimle konuşursa bir şeyleri kaçıracakmış gibi tedirgin. Meraklanıyorum ancak üstelemiyorum. Üsteleyemiyorum.

***

Bir gün yine köşedeki çocuk en acıklı şarkılarından birini çalarken dayanamayıp iş arkadaşım Burcu'ya soruyorum. "Şu birkaç gündür köşede gitar çalan, köpekli çocuğu tanıyor musun? Hani her gün sabah gelip geceye kadar o köşede bekleyen?" diyorum. Burcu gülerek "Sen onu daha yeni mi fark ettin?" diyor, "O neredeyse üç aydır o köşede bekliyor. Karda, yağmurda, kışta, güneş altında hep o köşede. Gitar olayı yeni çıktı ama. Ondan önce de gece, gündüz o hep aynı yerde birini bekler gibi duruyordu. Müzik onu daha görünür kıldı sanırım" diyor.

Şaşırıyorum. Kendime kızıyorum. Her gün önünden geçip gittiğim, bu kadar duygulu birini nasıl görmem diye kendime söyleniyorum. Şaşkınlığım geçtikten sonra bu sefer de merak duygum kabarıyor. Neredeyse üç aydır o köşede ne yapıyor bu adam? Neyi bekliyor? O çaresiz gözleri neyi, kimi arıyor?

"Bugün 89. gün ve yine gelmedi"

hamilton-homes

O akşam kafeyi kapatmaya yakın deli bir yağmur bastırıyor. Sanki gök yarılıyor. Aklıma hemen köşedeki çocuk geliyor. Üstüme hiçbir şey almadan sokağa atıyorum kendimi, onun köşesine doğru koşuyorum. Dost ile birlikte hala yağan yağmurun altında duruyor. "Çok kötü yağıyor. Lütfen kafeye gelin, burada böyle durulmaz. Dost da çok ıslanmış hem" diyorum. Çocuk, "Yok, biz iyiyiz böyle. Geçer yağmur şimdi" diyor ama bu sefer ben tüm cesaretimle üsteliyorum. Sonunda ikna oluyor ve kafeye benimle gelmeyi kabul ediyor.

Kafe zaten boşalmış, hemen bir masaya oturtuyorum onları. Sıcak bir kahve ile kek getiriyorum masaya. Kendime de bir kahve alıp karşısına oturuyorum. Uzun süre konuşmadan masada oturuyoruz. Çocuğun gözleri gene sokakta, yine bir şeyleri kaçırmaktan korkuyor gibi. Ben işte o zaman artık dayanamıyor ve soruyorum: "Kaç zamandır aklımı kurcalayan bir şey var. Sormazsam gerçekten kendimi daha kötü hissedeceğim. Sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar o köşede her gün neden bekliyorsun? Sadece Dost için mama parası toplamak için mi? Bana sanki bir şey bekliyorsun, bunun altında çok daha fazlası var gibi geliyor" diyorum.

Çocuk o zaman gözlerini sokaktan alıp bana doğrultuyor. "Haklısın" diyor. Uzun uzun susuyor. Sonra "Bugün de gelmedi" diyor. "Bugün 89.gün ve yine gelmedi."

"Kim gelmedi?" diye soruyorum. "Kimi bekliyorsun?"

"89 gün önceydi. Serap ile buluşmuş, bir şeyler yiyip sinemaya gitmiştik. Şu köşede vedalaştık. Ona ilk kez 'Seni seviyorum' dediğim gündü. Uzandı, yanağımdan öptü ve "Yarın konuşuruz" diyerek uzaklaştı. Ama "yarın" konuşmadık, biz 89 gündür konuşmadık. Ertesi gün aradım, ulaşamadım. Her yere gittim, herkese sordum, Serap yoktu. Bir anda sevdiğim, her hayalimi kaplayan, sabah uyanma sebebim olan kadın ortadan kaybolmuştu. Ben de her gün onu en son gördüğüm yer olan bu köşede beklemeye başladım. Hani geri döner belki diye. Geri dönüp beni bulamazsa korkusuyla okula gitmedim, yarı zamanlı çalıştığım işime gitmedim, şu köşede onu bekledim. Dolayısıyla kısa sürede okuldan uzaklaştırıldım, işten atıldım. Ama umrumda değildi, sadece Serap'ın dönmesini istiyordum. Onu bir kez daha görsem tüm dertlerim, tüm üzüntülerim, tüm uykusuz gecelerim bitecekti. Ve ben o anı kaçıramazdım.

Sonra aklıma onun için yazdığım şiirleri şarkıya dönüştürmek geldi. Onu son gördüğüm köşede beklerken o şarkıları söylersem belki sesimi daha çabuk duyar, onu beklediğimi, ondan vazgeçmediğimi anlar dedim. Ve artık gitarımla köşede beklemeye başladım. Dost'u merak ediyorsan o da burada beklediğim soğuk kış gecelerinden birinde bana dost oldu. Sabah beni metronun orada karşılıyor, gece ben gidene kadar yanımda oturuyor, bana arkadaşlık yapıyordu. Ben de para bırakan olursa Dost'a mama alıyor ve ona sevgisini karşılıksız bırakmamaya çalışıyorum. Serap da çok sever hayvanları, geri döndüğünde çok mutlu olacak Dost'u görünce."

Hayatının aşkını bir köşe başında kaybetmiş ve onu hala arayan bu genç adamın hikayesi beni çok etkilemişti. Serap neredeydi, onu neden terk etmişti bilmiyordum ama o da benim gibi denizde çırpınıyor, boğulmamak için o elin ona uzanmasını bekliyordu. Ben rüyamda gidenin arkasından nefes alamaz olmuşken o şu köşe başında boğuluyordu. İkimiz de katilimizin cinayet mahaline geri dönmesini bekliyorduk. Çünkü bilirsiniz tüm katiller cinayeti işledikleri yere son bir kez geri dönerler. Pişmanlıklarından değil ama, kurbanlarına son bir kez daha bakmak için...

***

Biz köşedeki çocuk yani Umut ile o yağmurlu akşamda bu konuşmayı yaptığımızdan bu yana bir hafta gibi bir süre geçti ve Umut son birkaç gündür bizim kafede çalışıyor. Dost da bahçedeki kulübesinde hayatından çok memnun.

Müdürümle konuştum, ona kısaca Umut'un hikayesinden bahsettim, o da Umut'un bizimle çalışmasını kabul etti. Umut'u ikna etmekse çok daha zor oldu. Ama ona Serap dönerse onu her zaman kafeden görebileceğini, hem de burada çalışarak Dost'a daha iyi bakabileceğini söylediğimde o da kabul etti.

Hayatın aynı köşesinde beklemeye terk edilmiş, bir gün o el uzanacak, bizi bulacak umuduyla yaşayan biz iki yalnız ruh artık aynı rüyayı paylaşıyorduk. Bir gün sabah olacak, güneş açacak, karanlığa alışmış gözlerimiz kamaşacak ve kalbimiz yeniden atmaya başlayacaktı, inanıyorduk.

Biz bu karanlık derinlikte boğulmayacaktık.

İZLEDoyamayanlar için bir de videomuz var!

Kafedeki Kız

"Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. "
531TAKİPÇİ
31İÇERİK

Yorumlar

0 yorum yapılmış

Vallahi Bırakmayız, Bir Tabak Daha?