Yemek.com

Hiçbirini Uygulamamanız Dileğiyle: Vahşi Doğada Hayatta Kalma Rehberi

vahsi-dogada-hayatta-kalma-rehberi-ates

Bir gün kendinizi ıssız bir adada ya da uçsuz bucaksız bir ormanda terk edilmiş bir halde buldunuz. Ya da benzininiz bitti ya da kayboldunuz. Üstelik telefonunuz da çekmiyor. Film gibi yani. Önünüze tepsiyle yemeğinizi koyan anneniz de ortalıkta gözükmediğine göre tek seçeneğiniz doğa anayı hoş tutmak. Yoksa sonunuzun Into The Wild’daki gibi mi olmasını istersiniz?

Not: Birazdan okuyacaklarınızı günlük hayatın konforuyla değerlendirmeyin lütfen. Hayatta başka bir şansınız olmadığını düşünerek okuyun.

Başlıca içeceğimiz: Su

Hayatta kalmak için en önemli gereksinimin su olduğunu bilmeyen yok. Çünkü vücudumuzun %70’i sudan oluşuyor. Organlarınızın temel fonksiyonlarını sürdürebilmesi için en başta oksijene, sonra da suya ihtiyacı var. Ardından enerji için yemek geliyor.

Her insanın ortalama olarak günde 2,5 litre su tüketmesi gerekiyor. Bir insan yemek yemeden, yaklaşık 3 hafta boyunca hayatta kalmayı başarabilir, fakat su için bu miktar en iyi senaryoda 1 hafta – 10 gün arasında değişiyor. Dolayısıyla ilk adımınız su bulmak üzerine olmalı. Tabii bulduğunuz her suyu içebileceksiniz anlamına gelmiyor. Birikintiler ve durgun sular genellikle hastalık yapacak bakteriler içerebilir. Burada temel amacımız hayatta kalmak olduğu için, suyu arıtmadan kesinlikle içmememiz gerekiyor.

Eğer ilk bakışta çevrenizde bir su kaynağı göremezseniz, en iyi teknik, hayvanların ayak izlerini bulmaya çalışmak olacaktır. Lost islediyseniz birkaç taktik hatırlarsınız. Özellikle büyük memeliler, her gün su tüketmek zorunda oldukları için mutlaka su kaynağına doğru hareket ederler. Yoğun yeşil bitkiler, yamaç diplerindeki sazlıklar, mağaralar, nemli toprak gibi belirtiler kazdığınızda su çıkabileceğine yönelik göstergelerdir. Ayrıca sabahları çimenler ve yapraklar üzerinde biriken çiği toplamak için, üzerinizdeki kıyafetleri kullanabilirsiniz. Abartmadık, bir susuz kalın da o zaman konuşalım. Eğer karlı bir günde vahşi doğada esir kalacak kadar bedeviyseniz, kar yemek susuzluğunuzu gidermek yerine artırır. En iyi yöntem, karı elde eriterek suyunu içmektir.

Ateşteyim ateşte ateşte

Aç kalmanız durumunda yapacağınız en büyük hata, bitkin ve çaresiz bir haldeyken büyük hayvanları avlamaya çalışmaktır. Bu tam tersine, bizim için çok büyük bir hayati tehlike oluşturabilir. O nedenle mümkünse yılan, çekirge, balık, kurbağa, kuş gibi küçük hayvanları avlamaya çalışın. Küçük hayvanlardan birini avlamayı başarabilirseniz, etlerini kurutarak ya da tütsüleyerek daha uzun süre muhafaza edebilirsiniz. Tabii ateş yakabilecek kadar marifetliyseniz.

Yılanın başını küçükken ezeceksiniz

Gerçek hayatta yılanlara ne kadar antrenmanlı olsanız da doğadaki yılanlar farklıdır. Bir yılan avlayacak kadar süpersonik güçleriniz varsa yılanın kafa ve kuyruk kısımlarından birer karış kestikten sonra kalan kısımdaki derisini yüzüp, pişirebilirsiniz. Burada önemli olan yılanın zehirli olmamasıdır. Baş bölgesini bu nedenle kesmelisiniz. Ne demiş atalarımız yılanın başını küçükken ezeceksin. Hatta kafaları gövdeden ayrıldıktan sonra bile, ısırma eğilimi gösterebilirler. O nedenle en iyi yöntem kafayı gövdeden ayırdıktan sonra yakmak ya da uzaklaştırmaktır. Ya da her şeyi unutun yılan gördünüz mü kaçın.

Yılanları avladıktan sonra, pişirmeden yiyen pilot Grady Gaston’ın hikâyesi de ünlüdür; Avustralya’da sadece yılan ve yaprak yiyerek 130 gün hayatta kalmayı başarmıştır. Fakat siz, şartlarınızı zorlayarak mutlaka ateş yakmayı deneyin. Çünkü yemeğin yanı sıra hem sivrisineklerden korunacak, hem ısınacak, hem de vahşi hayvanları kendinizden uzak tutacaksınız.

Ninja Turtles devrinin sonu

Biliyoruz ama sizin küçükken su kaplumbağalarınız vardı ve Ninja Turtles izlerdiniz. Kaplumbağalar da, son derece sevimli olmalarına rağmen, hayatta kalma mücadelesi veriyorsak yenebilirler. Hayvanın önce kafası ön kolu ile arka ayağının birisi kesilir. Kesilmeyen arka ayağından yüksek bir yere asılarak iki saat kadar kanın süzülmesi beklenir. Kan süzüldükten sonra kabuğuyla birlikte ateşe gömülür bir saat kadar kaldıktan sonra kabukları kırılarak pişen et yenebilir. Evet işte doğa insanı böyle acımasız ve kötü bir insana dönüştürebiliyor.

Doğada dost mantarlar, mantar amcalar

cincile-mantari

Mantar tüketirken en büyük korku zehirlenmektir. Daha önce mantar toplama rehberi yazımızda da bahsettiğimiz gibi doğada, türünü bilmediğiniz bir mantarın güvenli olup olmadığını anlamak için çeşitli göstergeler vardır. Genellikle pastel renkli olan ve üzerinde toz tabası bulunan, ince saplı mantarlar zehirlidir. Bir parça koparıldığında içi mavileşir. (Fakat bunun istisnaları da vardır; örneğin ünlü Kanlıca mantarı.) Kırıldığında veya ezildiğinde süt gibi bir sıvı akıyorsa veya yüzeyi yapışkansa zehirli olma ihtimali çok yüksektir. Şapkasının kenarlarında inci iplikçikler bulunuyorsa yenmemelidir. Yine şapkasının hem altı hem de üstü kahverengi olan lamelli mantarlardan da uzak durmak gerekir. Hele ki kültür mantarına çok fazla benzeyen iki beyaz mantara çok dikkat etmek gerekir; Amanita phalloides ve Amantia virosa. Bunların yerine sapı kalın, hoş kokulu, mat renkli ve içerisinde kurt yaşayan mantarlar güvenle yenilebilir. Bir de mantarı keserek toplamayın. Önce burarak en alt kısmından (kökünden) koparın, sonra topraklı kısmını kesip atarsınız. Bazı mantarların tanınmasında kökün şekli yardımcı olmaktadır. Ayrıca mantarın böceklenmiş (larvalı, kurtcuklu) olup olmadığı dıştan bakmakla her zaman anlaşılmayabilir. Bunu anlamak için mantarı boylamasına kesersiniz. Eğer içi çok kurtlu değil ise, kurtlu kısımlarını kesip atarak sağlam kısımlarını saklayabilirsiniz. Mantar doğadaki en iyi dostunuzdur.

Zehirlenmemek için önemli taktikler

Burada en temel hedef bilinen bitkilerin yenmesidir. Eğer bitkinin zehirli olup olmadığı bilinmiyorsa, üzerinde ayva tüyleri olmayan, kökünde yumru meyveleri bulunmayan, ince yaprakları olmayan, yaprakları kopartıldığında sütü çıkmayan bitkiler tüketilmelidir. "Bu ne ya?" deyip her bulduğunuzu ağzınıza atmayın. Bulduğunuz bitkiyi yemeden önce vücudunuzun yumuşak derili bir bölgesine sürün. Eğer kaşıntı ve kızarıklık yoksa dudaklarınıza sürüp, bir miktar bekleyin. Yine vücudunuzda bir tepkime yoksa bir miktar alıp ağzınızda iyice çiğneyin. Yine olumsuz bir tepki yoksa az miktarda bitki yutun ve eğer midede bir rahatsızlık yaratmazsa biraz daha bekledikten sonra bitkiyi yiyin. Tabii bütün bu söylediklerimizi son seçenek olarak düşünün. Çünkü hala zehirlenme ihtimaliniz var, bu yöntemler yeterli olmayabilir.

Unutmayın!

Doğada hayatta kalmak için mutlaka vücudunuzun enerjisini korumaya çalışın. Etrafta amaçsızca yemek aramak yerine dinlenmek çok daha faydalı olacaktır. Yiyecek bir şeyler bulsanız bile ondan alacağınız enerjiden fazlasını aramak için harcamak, tamamen boşa bir çaba olacaktır. Su bulamadığınız yerde yemeği de unutmalısınız. Çünkü yediklerinizi sindirmek için çok miktarda suya ihtiyacınız olacak. Bu nedenle hedefiniz önce su, sonra yemek bulmak olsun!

Umarız kimse, hayatta kalmak için bu bilgilere ihtiyaç duymaz.

İZLE
Doyamayanlar için bir de videomuz var!