Yemek.com

Bolluk, Bereket ve Huzur Getiren Ramazan Ayının Az Bilinen 8 Şahane Geleneği

zesterdaily

Büyüklerimizden "Nerede o eski ramazanlar..." şeklinde başlayan yakınmaları en az bir kez işitmemiş olan yoktur diye düşünüyoruz. Uzun uzun anlatılan, eğlencesi, coşkusu hiç bitmeyen iftar sonrası eğlencelerine, ramazanın gerçekten birlik ve beraberlik olduğunun sonuna kadar hissedildiği o sofralara, yardımlaşmanın, halden anlamanın tam anlamıyla yaşandığı geleneklerimize doğru uzanıyoruz.

Birkaçı hala bazı yörelerde uygulanan ama çoğu gitgide unutulmaya başlanan geleneklerimize...

Çünkü unutmayalım, hayatımızda olmaya devam etsinler istiyoruz. Baksanıza nasıl güzel, nasıl ince düşünceler bunlar... Geçmişte neredeyse her evde yaşanan bu şahane gelenekleri görünce ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız zaten. Lafı daha fazla uzatmadan eski ramazanlara gidelim.

Sahi, ramazan neydi?

Ramazan lezzetti: Sahurda temcit pilavı hazırlanırdı

Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp öne sürmek şeklinde bir deyimde kullandığımız için aşina olduğumuz temcit pilavı, aslında en leziz ramazan geleneklerimizden. Eskiden camilerde sahurun bittiğini haberdar eden sabah ezanının ardından temcid duası okunurmuş. Haliyle sahura temcid diyen de çokmuş. Bunun üzerine bir de sahurda arpa şehriyeli, tereyağlı nefis pilavlar yemek adet olunca, bu pilavın adı temcit pilavı olarak anılmış yıllarca.

Bizim kullandığımız deyime gelirsek, bir şeyi defalarca tekrar etmek anlamında kullandığımız bu söz, aslında bu enfes sahur pilavının iftardan kalan pilavın ısıtılması sonucu ortaya çıktığına inanılmasına dayanıyor. Oysa bu pek de doğru sayılmaz, çünkü iftarda pilav olsa da sahurda o pilav yeniden ısıtılıp sunulmaz, teravihin ardından taptaze temcit pilavları yapılırmış.

Ramazan halden anlama zamanıydı: Davulculara yemek ve küçük hediyeler ikram edilirdi

Şimdilerde iyiden iyiye azalmaya başlayan, üzerine tartışmalar yapılan ramazan davulcuları, eskiden de şimdi olduğu gibi insanları sahur vakti uyandırmak için sokak sokak gezerler, manileriyle insanları uykularından tatlı tatlı uyandırırlarmış. Ama o zamanlar, şimdiki gibi onlara sadece para verilmez, minnet göstergesi olarak evde olan yemeklerden, tatlılardan da ikram edilirmiş. Özellikle katmer ve kete gibi lezzetlerimizle havlu, mendil gibi küçük hediyelikler en çok verilenlerdenmiş.

Ramazan yardımlaşmaydı: Varlıklı insanlar yoksullara yardımlarını gizli gizli yapardı

Ramazan vakti geldiğinde hali vakti yerinde olan insanların yoksullara daha bir önem verdiklerini, daha çok yardım yaptıklarını biliyoruz. Ama bu anlatacağımız daha farklı, daha naif, "Keşke hep böyle olsa..." diyeceğiniz türden. Çünkü eskiden zenginler yoksullara tamamen gizli bir şekilde yardım yaparlarmış. Mesela yoksul mahallelere gidip bakkaldaki veresiye defterinin borçlarını kapatırlar, yardım yapan da yardım yapılan da birbirlerini asla tanımazmış. Zaten ramazan yardımlaşma, birbirinin halinden anlama değil miydi? Gösteriş yapmak, böbürlenmek, yüksekten bakmak niye?

Ramazan bir sofranın etrafında toplanabilmekti: Ev sahipleri iftara gelen misafirlerine diş kirası verirlerdi

Osmanlı zamanında oldukça yaygın olan "diş kirası" geleneği, bölgenin ileri gelenleriyle yoksullarının bir araya gelmesi, aynı iftar sofrası etrafında buluşmasıyla başlıyor. Varlıklı insanlar, konaklarında ya da köşklerinde devasa sofralar kurup misafirlerini davet ediyor. Maddi durumu kötü insanlar, davetli olmasalar bile "Tanrı misafiri" olarak buyur ediliyor, yemekler afiyetle yeniyor.

Konukları ayrılırkense ev sahibi, her konuğuna diş kirası adı verilen küçük hediyeler veriyor keseler içinde. Bunu yapmasının sebebi ise kendisinin sevaba girmesine neden oldukları için konuklarına teşekkür etmek. Diş kirası alanlar da bugün hala sıkça kullandığımız "Kesenize bereket" sözüyle iyi niyetlerini gösteriyorlar.

Keselere ne konuluyor diye merak ettiyseniz onu da hemen açıklayalım. Ev sahibi keselere genellikle gümüş, oltu taşı ya da altın gibi değerli maddelerden yapılmış yüzükler, tesbihler, küçük mutfak gereçleri ya da doğrudan para koyuyorlardı.

Ramazan paylaştıkça daha da güzelleşendi: Komşulara, tanıdıklara tepsi tepsi pişi dağıtılırdı

Pişi, tıpkı bugün de severek yediğimiz gibi kızgın yağda pişirilen bir hamur işi. Bu hamur işi, iftarın ardından sahura kadar olan sürede evlerde bolca pişirilir, sonra da dışarı çıkarılıp tepsi tepsi dağıtılırmış. Bugün de hala kandillerde ya da bazı özel günlerde yapılmaya devam eden bu gelenek, eskiden ramazanın her gününde, komşulara, yakınlarda hizmet veren esnaflara ve tabii ki bahsettiğimiz gibi ramazan davulcularına dağıtılırmış. Bu gelenekle tepsiler dolusu pişiler dağıtan eve bolluk, bereket geleceğine inanılırmış.

Ramazan eğlenceydi, coşkuydu, sevinçti: Teravih namazının ardından eğlenceler düzenlenirdi

Nerede o eski ramazanlar diye yakınanların ne kadar haklı olduğunu gördüğümüz bir gelenek daha var sırada. Çünkü eskiden ramazan, bugüne göre çok daha eğlenceli etkinliklerle doluymuş. İnsanlar, teravih namazından çıktıktan sonra hemen evlerine dağılmaz, sıra geceleri düzenleyerek eğlenirlermiş. Birlik ve beraberlik vurgusunun yoğun olduğu bu etkinlikler, çeşit çeşit oyunlar, hikaye ve masal anlatımları, Karagöz ve Hacivat gölge oyunu ve kukla gösterileriyle doluymuş. Oynanan oyunlarda kaybedenler de kazananlara o günkü sahurda hizmet ederlermiş. Çünkü ramazan herkes bir aradayken, küslükler bitmiş, dostluklar pekişmişken çok daha güzel.

Ramazan biraz da çocukluktu: İlk kez oruç tutan çocuklara hediyeler verilirdi

Eski geleneklerden biri de çocukların ilk oruç tuttukları günü hep hatırlamalarını sağlayacak türden. Çocuklar, hayatlarında ilk kez oruç tuttuklarında iftarda onların istediği, gün boyu canlarının çektiği yemekler hazırlanır, hatta çok sevdikleri rengarenk macunlar bile iftar sonrası için hazır edilirmiş.

Ramazan geçmişe özlemdi: Ramazanda çocuklar iftardan sonra kapı kapı gezip hediye toplardı

Geçmişte ramazan aylarının belli günlerinde çocuklar iftardan sonra ellerine sepetlerini alıp komşularının kapılarını çalar, maniler söyleyerek ev sahibinden hediyeler alırlarmış. Aldıkları hediyeleri de ellerindeki sepetlerde biriktirirlermiş. Bu gelenek, hala Samsun'da devam ettirilmeye çalışılsa da ne yazık ki yaygınlığını çoktan yitirmiş durumda.

İZLE
Doyamayanlar için bir de videomuz var!