MENÜ

Yemek.com

YAZI GÖNDERMEK İÇİN
/

Dört Yaşındaki Küçük Kızın Son Kez Kutladığı Doğum Gününün Hüzünlü Hikayesi

Bazen öyle olur. Hayatının küçük bir anı tüm hayatını ele geçirir. Mesela bir evin küçücük salonundasın. Yerde bir çilingir sofrası... Hafif hafif esen bir yaz akşamı. Perdeler havalanıyor. Fonda sonradan her duyduğunda seni hüngür hüngür ağlatacak bir şarkı çalıyor ama bilmiyorsun. Daha mutlu olamam diyorsun. Haklısın, olamıyorsun.

Ya da bir bahar akşamında yemyeşil çimenlerde koşturanları izliyorsun. Onların heyecanı, senin heyecanın. Onlar golleri sayarken sen midende uçuşan kelebekleri sayıyorsun. Dünyanın tüm kelebeklerinden daha fazlası sanki senin içinde kanatlarını çırpıyorlar. O akşam o kelebeklerin hayatını mahvetmesine izin veriyorsun.

İşte bazen böyle olur, bir an, küçücük bir an hayatının tümü olur. Kafanın içinde tekrar tekrar geri sardığın ve yeniden oynattığın. Her seferinde farklı detaylarla daha da anlamlanan, özlemin büyümesini ve yaralarının kanamasını sağlayan...

Sizin de vardır böyle anlarınız. Tıpkı benim, kafedeki kızın da olduğu gibi. Ama bu hafta, ben kafedeki kız, başka bir kızın, 4 yaşındaki küçük bir kızın "o an"ının bir parçası oldum. Ama sonu çoktan yazılmış bir hikayede bir anı birlikte paylaşırken sonsuza kadar o anda mahkum kalacağımızı ikimiz de bilmiyorduk.

***

Bundan birkaç gün önce kafeyi kapattıktan sonra müdürümüz tüm çalışanları bir araya topladı. Daha önce onu hiç bu kadar durgun görmemiştim. Lafa da isteksiz ve sanki biraz kafası karışıkmış gibi girdi:

"Çocuklar, cuma günü kapalıyız. Daha doğrusu kafe dışarıdan gelecek müşterilere kapalı olacak, biz çalışıyoruz. Bir aile, küçük kızlarının doğum günü partisini burada yapmak istediğini söyledi. Kendi davetlileri gelecek sadece. Biz de o güne kadar hazırlıklarımızı yapacak, cuma günü o küçük kıza hayatının en güzel gününü yaşatacağız, tamam mı?"

Bunları söyledikten sonra çok kısa bir an durdu, hızlı bir el hareketiyle yüzünü sıvazladı. Nemlenen gözlerini sildiğini bir ben fark ettim sanırım. Üzgün insanları sadece üzgün insanlar görüyor. Hayalet etkisi diyorum ben buna. Aramızda üzgün hayaletler dolaşıyor ama kimse göremiyor. Siz çırpınsanız da kimse sizi göremiyor.

Müdürün bu hareketine o an çok anlam veremesem de pek üstünde durmadım, aklım küçük kızın doğum günündeydi. Doğum gününün hayatımdaki en büyük yaralarımdan biri olduğunu beni tanımış olanlar bilir. 9. yaş günümde babam intihar ettiğinden beri doğum günümü kutlamadığını, "doğum günü" kelimesinin bile içimi kanattığını beni artık tanıyanlar bilir. Ama bu sefer farklıydı, o küçük kızın çok çok mutlu bir doğum günü geçirmesini istiyordum anlam veremediğim bir şekilde. Hiç görmediğim, hiç tanımadığım küçük bir kızın benim hiç olamadığım kadar mutlu olmasını istiyordum. Bunları düşünürken müdür konuşmasını sürdürmeye başlamıştı bile:

"Esra, yani doğum günü olan küçük kız, deniz kızlarına bayılıyormuş. En büyük hayali denizlerde özgürce yüzmek, sonsuzluğu keşfetmekmiş. Annesi öyle dedi. O yüzden kafeyi deniz kızı konseptinde hazırlayacağız. Pastayı da bizim yapmamızı istiyorlar. Cem Şef o iş sende... Sizden ricam ne olur bu doğum gününün çok çok önemli olduğunu unutmayın, Esra'yı çok çok mutlu etmemiz lazım. Size güveniyor ve inanıyorum" dedi ve iyi geceler dileyerek aceleyle kafeden ayrıldı.

Müdürde bir gariplik vardı ama neydi?

chegouahora

Sonraki günler küçük hazırlıklarla, planlamalarla geçti. Cuma sabahı tüm ekip erkenden kafeye geldik ve son hazırlıkları yapmaya başladık. Birkaç saat sonra her şey bittiğinde o hafif vintage, o hafif melankolik Nişantaşı kafesi bir masal diyarına dönüşmüştü sanki. Esra çok mutlu olacaktı, emindik artık.

Öğlen saatleriydi. Esra ve ailesi kafeye geldi. O kadar güzel, o kadar masum bir kızdı ki... Sanki dokunsan kırılacak bir porselen bebek gibi... Sadece dış görünüşü de değil, içi de öyle belli. Çok güçlü ama aynı zamanda çok kırılgan bir hali var. Doğum günü partisini ondan habersiz ayarlamışlar. Görünce çok şaşırıyor, etrafa gözleriyle boncuk boncuk bakıyor, inanamıyor. Kendi masalının kahramanı olduğuna inanamıyor. Ama gülümserken bile içinde bir yerler acıyor, saklayamıyor. Annesi de öyle... Sarışın, çok güzel bir kadın. Sürekli gülümsüyor. Ama bıraksan saatlerce ağlar, eminim. Onunda içinde de bir yerler durmadan kanıyor, anlıyorum. Demiştim, üzgün insanları sadece üzgün insanlar görüyor.

Müdür, sonra Esra ve annesi... Kafam iyice karışıyor.

***

Sonra davetliler gelmeye başlıyor yavaş yavaş. Küçük çocuklar ve aileleri geliyor daha çok. Herkes birbirine sarılıyor, hediyeler alınıyor, veriliyor. İkramlar elden ele geziyor. Her şey olması gerektiğinden bile daha güzel.

Gözüm Esra'yı arıyor o kalabalığın içinde. Babasının kucağında görüyorum onu. Babası ona sımsıkı sarılmış, ona belli etmeden gözyaşı döküyor. Esra'nın hiçbir şeyden haberi yok, giydiği deniz kızı elbisesinin büyüsünde uçsuz bucaksız denizlerde yüzüyor. Babasının kollarında sonsuzluğa doğru akıyor sanki.

Sonra bir anda Esra'nın annesi yanıma geliyor ve bana hiçbir şey demeden sarılıyor. "Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim" diyor, "Esra'ya böyle güzel hatırlayacağı son bir gün yaşattığınız için teşekkür ederim" diyor.

Artık gerçekten korkmaya başlıyorum.

modernkiddo

Esra'nın annesi yüzümdeki şaşkın ifadeyi görüyor. "Sen- sen bilmiyorsun..." diye kekeliyor.

Neyi bilmiyorum? Neler oluyor?

Narince koluma giriyor ve arka taraflara doğru yürüyoruz. Durduğumuzda "Bugün Esra'nın son doğum günü" diyor, "Büyük ihtimalle bir sonraki doğum gününü hiç kutlayamayacak, göremeyecek o günü" diyerek başını öne eğiyor.

"Esra iki senedir adrenolökodistrofi ismi verilen bir hastalıkla mücadele ediyor. Lorenzo'nun Yağı isimli filmi izlediysen biliyor olabilirsin. Çok zor günler geçirdi, küçük bedeniyle öyle ağır tedavilere katlandı ki... Tedavilerin de hepsi deneyseldi zaten, tıpta çaresi olmayan hastalıklardan biri olarak biliniyor bu hastalık. Yaşıtları parka giderken benim kızım hastanelerden çıkamadı. İnan bana, onun için her şeyi yaptık ama olmadı. Doktor artık bedeninin çok yorulduğunu ve tedavileri kaldıramadığını söyleyerek sonlandırdı. 1 yıldan az zamanı kaldığını düşünüyorlar artık kızımın. Belki yarın, belki gelecek kış gidecek bizden. Biz de son doğum gününü doya doya kutlamasını istedik. Tam istediği gibi olsun, çok mutlu olsun, her şey bittiğinde hayallerindeki dünya da onunla birlikte olsun istedik. Bizi unutsa bile bu anı hiç unutmasın, bu anı nereye gidiyorsa oraya da götürsün istedik."

Esra'nın annesi sözlerini bitirdiğinde ikimiz de ağlıyorduk. O güzel, o narin, o porselen kızın bunu hak etmediğini ikimiz de biliyorduk. Ama yapacak bir şey de yoktu. Yapabileceğimiz tek şey ona unutulmaz bir doğum günü yaşatmaktı. Gerçekten mutlu olduğu, hastanede makinelere bağlı olmadığı, gerçekten çocuk olabildiği tek bir gün. Tek bir an... Esra işte bunu hak etmişti. Hem de her şeyden çok.

Müdürün bunu bildiğini ve bize bilerek söylemediğini fark ettim. Küçük kızın ona üzüldüğümüzü görmesini istememişti belli ki. Hayatım boyunca mutlu taklidi yapmış biri olarak Esra'ya üzüntümü göstermeyecektim, rahat olabilirdi herkes.

Pasta kesildikten sonra Esra ile kocaman kucaklaştık. Ellerimin altındaki o küçük bedenin ne kadar kırılgan olduğunu işte tam anlamıyla o zaman hissettim. Ona daha önce kimseye sarılmadığım gibi sarıldım. Bu benim "tüm hayatımı ele geçiren an"ım olacaktı.

O gün bir masal diyarına dönüşmüş olan kafede bir günlüğüne de olsa deniz kızı olan Esra'nın son doğum gününü unutmayacağına artık emindim. En büyük hayali sonsuzluğu keşfetmek olan 4 yaşındaki bu küçük kız çocuğu tam bu "an"da kalacaktı ve bir daha hiç büyüyemeyecekti.

İZLEDoyamayanlar için bir de videomuz var!

Kafedeki Kız

"Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. "
412TAKİPÇİ
24İÇERİK

Yorumlar

undefined yorum yapılmış

Vallahi Bırakmayız, Bir Tabak Daha?