MENÜ

Yemek.com

YAZI GÖNDERMEK İÇİN
/

Kafede Karşılaştığı Kırmızı Saçlı Kızı Arayan Çocuğun Sürprizlerle Dolu Hikayesi

Mutluluktan ilk kez ağladığımda 19 yaşındaydım.

Süt'ü bazılarınız hatırlar. Hani en yalnız günlerimde bir kış gecesi sokakta bulduğum, yaraları bana kendi yaralarımı hatırlatan beyaz, cılız kedi yavrusu.

Mevsimlerden yaz. Bir sabah uyanıyorum, mutfağa gidiyorum ilk iş, kahvesiz uyanamayanlardanım çünkü. Diğer yandan gözüm Süt'ü arıyor. Çünkü sabah uyandığımda ya yastığımda uzanıyor olur, orada değilse de sesimi duyup hemen bacaklarıma sürünmeye başlar. Ama bu sefer gelmiyor Süt. Meraklanıyorum, evi karış karış arıyorum. Koltukların altları, kütüphane rafları, buzdolabı arkası... Yok. Bu sefer derin bir korku kaplıyor içimi. Hiç huyu değil ama ya gece ben uyurken açık camdan atladıysa, yaralandıysa, kaybolduysa ya da biri onu benden sonsuza kadar aldıysa... Elim ayağım birbirine dolaşıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Sonra kendimi birden pijamalarımla sokakta koştururken buluyorum. Önüme çıkan herkese Süt'ü soruyorum, kimse bilmiyor. Dünya duruyor o an benim için. Arabalar gitmiyor, yapraklar kımıldamıyor, kediler miyavlamıyor. Süt'ün kaybolduğunu işte o zaman idrak ediyorum.

Gece oluyor, gene gelmiyor. Hayatımın en yalnız, en kimsesiz uykusunu uyuyorum o gece. Hayattaki tek dostum, tek sırdaşım, yalnızlığımın tek bekçisi artık yok. Gitti. Ya da biri geldi, dünyadaki en değerli varlığımı benden aldı, arkasında bıraktığı enkaza bir kez bile dönüp bakmadan.

Ertesi sabah her yere ilanlar yapıştırıyorum. "Kayıp kedi, 1 yaşlarında, beyaz kısa tüylü, eğitimli. Süt diye çağırınca tepki veriyor" gibi bir şeyler zırvaladığım ilana telefon numaramı da yazıp beklemeye başlıyorum. Ama çalmaya zaten hiç alışkın olmayan telefonum gene çalmıyor. Böyle böyle her biri bir öncekinden daha uzun olan günler geçiyor. Ben her gün ölürken hayat devam ediyor taklidi yapıyor.

Sonra bir gece, yine uykuya dalamadığım gecelerden birinde, ev kapısından garip sesler duyuyorum. Önce korkuyorum ama sonra kıvrıldığım koltuktan kalkıp kapıya gidiyorum. Yıllar önce sokakta duyduğum o ses yine orada. Kapıyı açıyorum, Süt yemyeşil gözleriyle bana bakıyor. Süt'üm bana geri dönmüş! İşte hayatımda ilk kez o zaman mutluluktan ağlıyorum.

Ama Emrah Serbes'in de dediği gibi "Her şeyi acıyla öğrendiyseniz mutluluktan da içiniz sızlar." Ona sarılırken içim sızlıyor bir yandan da. Boynunda ona ait olmayan kırmızı bir tasma var. Anlıyorum ki Süt benden uzak olduğu onca zaman boyunca başkasınınmış. Onu almışlar, onu saklamışlar, onu bensiz, beni onsuz bırakmışlar. İçim sızlaya sızlaya mutluluktan ağlarken bunları düşünüyorum ve bir daha asla sevdiğimi benden alamayacaklarına dair yeminler ediyorum. Ve tabii ki yanılıyorum.

Bunları anlatmamın sebebi bu hafta hayatımda ikinci kez mutluluktan ağlamış olmam. Hem de çalıştığım kafede. Öyle şeyler oldu ki kaybetmenin anlamını çok iyi bilen ben bu hafta ikinci kez büyüdüm.

Çünkü *"Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür."

***

Bir perşembe günüydü. Akşamüstü saatleri. Güneşin portakal rengi gölgesi kafedeki her masanın üzerine düşmüş. İnsanlar mutlu, insanlar mutsuz, insanlar düşünceli, insanlar düşüncesiz. Sonra kapıdan bir genç giriyor, önce etrafına bakınıyor, sonra direkt bana doğru geliyor.

"Şimdi söyleyeceğim şey size biraz saçma gelebilir. Kabul ediyorum biraz garip bir durum bu. Ama gerçekten yardıma ihtiyacım var ve bana ancak siz yardım edebilirsiniz" diyor.

Şaşırdığımı fark ediyor, biraz duraklıyor. Sonra devam ediyor:

"Dün okuldan arkadaşlarımla buradaydık. Şu masada oturuyorduk. Belki hatırlamışsınızdır beni. Tam karşımızdaki şu masada, cam kenarında olan hani, orada da bir kız vardı. Benim o kızı bulmam lazım." diyor.

Evet, şimdi gerçekten şaşkınım. Bu çocuk kim? O kız kim? Dahası onu neden arıyor?

Ve ben bu konuda ne yapabilirim?

Kırmızı saçlı kız aranıyor

"Merak etmeyin, sapık değilim" diyor. "Dedim ya çok garip, dün onu burada gördüğümden beri aklımdan çıkaramıyorum. Sanki onu yıllardır tanıyormuşum gibi bir his var içimde. Ya da onda bana ait bir şey varmış gibi... Sanki onu bulsam hayatımdaki çoğu soru işareti de bitecekmiş gibi hissediyorum dünden beri. Saçma geliyor biliyorum ama lütfen onu bulmama yardım edin. Sizden başka kime gideceğimi bilemedim."

Neden bilmiyorum ama inanıyorum ona. İşte o zaman ilk kez ağzımı açıyorum, "Nasıl yardım edebilirim sana? Nasıl biriydi bahsettiğin kız?" diye soruyorum.

"İşte dün şu masada oturuyordu. Kırmızı saçları vardı yansıyan güneşin daha da parlak hale getirdiği. Bir fincan çay vardı önünde. Kitap okurken saçları önüne düşüyordu tutam tutam. *Alper Canıgüz'den Cehennem Çiçeği'ni okuyordu. Onu ilk öyle fark ettim zaten. Çok severim o kitabı. Sonra işte anlamadığım bir şekilde onunla tanışmam, konuşmam gerektiğini hissetmeye başladım. Ama ben cesaretimi toplayamadan kalktı gitti. Hiçbir şey yapamadım. Bugün uyandığımda hala aklım kırmızı saçlı o kızdaydı. Sonra aklıma buraya gelmek geldi. Belki onu yeniden görürüm diye. Ama yok, belki yardım ederseniz onu bulabiliriz. Bana yardım eder misiniz?" diyor genç ve heyecanlı çocuk.

***

Ederim tabii, etmez miyim hiç? O kızı en az onun kadar ben de bulmak istiyorum çünkü. Adının Can olduğunu öğrendiğim çocuğun heyecanı benim de heyecanım çünkü artık. Onların mutluluğu da benim mutluluğum olacak.

"Kırmızı saçlı kız aranıyor" yazan afişleri kafenin panosuna, kapısına, Nişantaşı sokaklarına yapıştırıyoruz birlikte. Afişte ikimizin de numarası var. Can internet üzerinden de paylaşımlar yapıyor. Kırmızı saçlı kızın çıkıp gelmesini beklemeye başlıyoruz.

Aradan günler, haftalar geçiyor, arayan soran da yok, kafeye gelen de. Ben bir zaman sonra unutmaya başlıyorum Can ve meçhul kırmızı saçlı kızı. Kendi hayatıma, dertlerime dönüyorum. Ama sonra bir gün kafenin kapısının açılmasıyla her şey değişiyor.

"Ben onun ablasıyım"

Kafede, tezgahın arkasında durduğum anlardan biri. Bir sesle irkiliyorum. Ses, "Merhaba, sanırım beni arıyormuşsunuz" diyor.

Kafamı kaldırdığımda kırmızı, uzun saçlı genç bir kadın görüyorum karşımda. Artık benim için hayali bir karaktere dönüşmüş olan kırmızı saçlı kız gözlerini dikmiş bana bakıyor. Dilim tutuluyor bir süre, konuşamıyorum.

Kız anlıyor, konuşmayı sürdürüyor:

"Ben Can'ın ablasıyım. Beni aradığınızı geç fark ettim" diyor. "Sonra da biraz bekledim. Can'a bunu nasıl anlatacağıma karar vermem zaman aldı" diyip başını öne eğiyor.

"İsterseniz, yani zamanınız varsa size anlatmak istediğim şeyler var. Biraz oturabilir miyiz?" diyor.

***

Oturuyoruz. Benim şaşkın bakışlarım altında başlıyor anlatmaya:

"Can çok küçüktü bizden alındığında. 1,5 yaşındaydı. Annemle babam kötü bir ayrılık yaşadılar. Biz annemle kalıyorduk. Sonra bir gün Can ortadan kayboldu. Sonradan anladık ki babam Can'ı kaçırmış. Polisler, mahkemeler... Ne yaptıysak Can'ı da babamı da bulamadık. Zamanla aramaktan da vazgeçti herkes zaten. Ta ki ben internetteki o ilanı görene kadar. O gün kafede ben fark etmemişim onu ama o beni hiç hatırlamamasına rağmen fark etmiş, hissetmiş. Çocuk ruhu görmüş beni. Sonradan çok kızdım kendime, nasıl anlamam diye... Ama o kadar ufaktı ki gittiğinde. Onu nasıl özlediğimi anlatamam. Gözümün önünde hep o mavi tulumlu hali... O büyük ihtimalle bir ablası olduğunu bile bilmiyor, nasıl anlatacağım ona tüm bunları, nasıl kaldıracak, hiç bilemiyorum."

Bunları anlatırken gözlerinden usul usul yaşlar süzülüyor. Bense ne yapacağımı bilemez, tüylerim diken diken olmuş bir halde ona bakıyorum. Göz göze geliyoruz. Kafasını sallıyor. Yapmam gereken şeyi biliyorum.

***

Size Can ile ablasının yıllar sonraki kavuşmasının nasıl geçtiğini anlatmayacağım. Çünkü bunu tarif edilebilecek kelimeler henüz bulunamadı, henüz bunca acı ve mutluluğu tek nefeste özetleyebilecek bir cümle kurulmadı. Konuşmalarını bitirip sarıldıkları o an, o an benim de kalbim duracak sandım. Sarılmak, ne büyülü kelime... Tüm kaybolan yıllar, tüm acılar bir sarılmayla son buldu sanki.

Onlar sarılırken ben bir köşede içimi çeke çeke ağlıyordum. Hayatımda ikinci kez mutluluktan ağlarken kafamda şu cümle yeniden yankılanıyordu:

"Her şeyi acıyla öğrendiyseniz mutluluktan da içiniz sızlar."

Ama bu sefer içim ilk seferki kadar sızlamıyordu. Ben de onlarla birlikte sanki yuvama kavuşmuş; doğmuş, ölmüş ve büyümüştüm artık.

İZLEDoyamayanlar için bir de videomuz var!

Kafedeki Kız

"Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. "
449TAKİPÇİ
27İÇERİK

Yorumlar

undefined yorum yapılmış

Vallahi Bırakmayız, Bir Tabak Daha?