MENÜ
YAZI GÖNDERMEK İÇİN
/

Müzeyyen Hanım'ın Peşinde: Kafede Unutulan Aşk Mektubu Sahibini Arıyor

Serap'ın döndüğü gündü. Kafede masaların altında bir mektup buldum.

***

O günü çok iyi hatırlıyorum çünkü artık en iyi, en yakın arkadaşım olan Umut'un sevdiği kadın, uğruna aylarca sokaklarda yaşadığı, onu son kez gördüğü köşede geri dönüp de beni bulamazsa diye sıcak-soğuk demeden, gece-gündüz demeden beklediği, ondan vazgeçmediğini anlasın diye dünyanın en acıklı şarkılarını yazdığı Serap o gün kafeye geldi.

Havanın güzel olduğu günlerden biri, yalancı baharın yüzünü gösterdiği her günde olduğu gibi o gün de kafe hınca hınç dolu. Bir masa boşalıyor, içeri giren anında kapıyor. Sonra kapıdan genç, çok güzel, esmer bir kadın giriyor. Bir erkeğin kolunda... Ne kadar mutlu gözüküyorlar diye aklıma kazıyorum onları. Sonra ensemde bir nefes, kulağımda bir ses duyuyorum. "Evlenmiş" diyor. Umut bu. O zaman anlıyorum o esmer kadının Serap olduğunu. Parmağında neredeyse tüm kafeyi aydınlatan kocaman taşlı bir yüzük var. Anlıyorum ve susuyorum. Aylardır beklediği kadının kocasıyla birlikte çalıştığı yere gelişini, masaya oturuşunu, kocaman gülümseyişini, gözlerini başka bir adama dikişini izliyor Umut. Sevdiği kadının başkasını sevişini izliyor. Dünyanın en acı veren hislerinden biri bu, çok iyi bilirim. Öyle üzülürsün, öyle darmadağın olursun ki yeri gelir 8 kilo birden verir, erir, yavaş yavaş ölürsün. Umut da yanımda ölüyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum. Umut'un katili cinayet mahaline onu bir kez daha öldürmek için dönüyor ve bir hikaye daha gözlerimin önünde mutsuz bitiyor.

İşte bu günün akşamıydı, kafeyi kapatmıştık. Umut avuçlarını yanaklarına dayamış bir masada sessizce oturuyor, ben de çıkmadan etrafı son bir kez kontrol ediyordum. Tam o sırada masalardan birinin altında beyaz bir şey fark ettim. Eğilip ona uzandığımda bir zarf geldi elime, içi dolu bir zarf. Ne yapacağımı bilemez halde ayağa kalktım, açmalı mıydım, açmamalı mıydım? Ya önemli bir şeyse ve sahibine ulaştırmam daha doğruysa? Ama ya çok özel bir şeyse ve benim tüm özel hayatlardan olduğu gibi bundan da uzak durmam gerekliyse?

Kararımı vermemi sağlayan ise kalbi kırık arkadaşım Umut oluyor.

***

Umut, mektubu açmamız gerektiğini düşünüyordu. İçinde önemli bir fatura, sözleşme olabilirdi ve sahibi nerede düşürdüğünü bilmiyor olabilirdi. "İçinde onunla ilgili bilgiler bulabilirsek ona ulaştırabiliriz" dedi Umut, haklıydı. Böylece üstünde hiçbir şey yazmayan zarfın içinden mektubu çıkardım.

Elimde muntazam yazılarla yazılmış bir mektup var. Ne fatura, ne de sözleşme bu. Bir mektup. "Sevdiğim, sevdam, Müzeyyen" diye başlıyor.

İlk satırı okur okumaz mektubu geri katlıyorum. Bir aşk mektubu bu ve ben bu işin dışında kalmalıyım. Ama Umut ısrar ediyor okumamız konusunda, "Hiçbir aşk habersiz kalmamalı, mektuplar sahibine ulaşmalı" diyor. Tam bu sırada zarfın içinden yere bir şey düşüyor. Yerde parıldayan bir halka görüyoruz. Bir alyans bu. Mektup şimdi bizi daha da meraklandırmaya başlıyor.

Umut bize kahve koyuyor ve oturup mektubu okumaya başlıyoruz.

telegraph

Sevdiğim, sevdam, Müzeyyen,

Bu sana yazdığım 248. mektup. Hiçbirine cevap vermemiş olsan da bu mektubun her şeyi değiştireceğini biliyorum. Çünkü sonunda seni bulmaya çok yakınım, kavuşacağımız günse çok çok daha yakın. Bu mektubu sana ellerimle vereceğim, yıllar önce avucuma bırakıp gittiğin bu yüzüğü yeniden parmağına takacağım ve biz sonunda hak ettiğimiz mutluluğa kavuşacağız. Biz, kavuşacağız.

Kalbim kuş gibi. Bu yorgun yüreğim seni 40 yıl sonra gördüğümde nasıl dayanacak hiç bilmiyorum. Tek bildiğim bazı aşkların sınavlardan geçtiği. Kader, bazı aşıkları sonradan yeniden birleştirmek için ayırıyor. Sen gittiğinden beri kaderin bizimle oynadığını o kadar çok hissettim ki. Sanki her yaşadığım anda bir çember daha tamamlanıyordu. Tüm acılara sonunda seni bana geri vereceği için katlandım. Tüm hayatıma mal olan bu aşk sonunda mutluluk olarak bana dönmeliydi. Yoksa ne anlamı vardı, sensiz geçen acı dolu, gözyaşı dolu, özlem dolu 40 yılın?

İşte şimdi karşına çıkacağım ve bu yüzüğü yeniden o narin parmaklarına takacağım. Sen bana o genç kız naifliğinde yine gülümseyeceksin. Saçlarını elinle arkaya doğru atacaksın ve ben saçlarının kokusunu içime çekeceğim. Seni sevdiğimi ilk kez söylediğim o Mayıs akşamındaki gibi hanımeli kokuları olacak etrafımızda. Elini tutacağım ve bir daha asla bırakmayacağım.

Müzeyyen, hayatımın ışığı, kavuşuyoruz.

Hazır mısın?

Salih'in...

***

Mektubu okumayı bitirdiğimizde Umut da ben de kalakalmıştık. Konuşmadan birbirimize bakıyorduk. Sanki biri bir şey dese tüm büyü bozulacaktı. Bir ömre yayılmış bir aşk hikayesini elimizde tutuyorduk ve ne yapacağımızı bilmiyorduk.

Sonra ne olursa olsun mektubu sahibine ulaştırmaya karar verdik. Müzeyyen'i bulacaktık. Salih Bey'in aşkı Müzeyyen Hanım bu mektubu okuyacaktı, başka yolu yoktu.

Önce Salih Bey'i aramaya koyulduk. O gün kafeye gelen ve o masada oturanları tek tek düşündük. Tam bir İstanbul beyefendisi gibi giyinmiş, sessiz bir yaşlı adam vardı o gün gelen. O masada oturduğundan emin değildik ama her ipucunu değerlendirmeliydik. Sonra Osman Amca'nın o adamla kısa bir süre sohbet ettiğini hatırladım. Hemen Osman Amca'yı aradım. "Ah Salih mi? Zehra'm hasta olmadan önce bir satranç kulübüne gidiyordum, orada tanıştık Salih ile. Ama bir iki hafta gelip bırakmıştı Salih. Sonra da o gün kafede görene kadar hiç haber alamadım. Neden soruyorsun kızım?" dedi. Kafede bir şeyini unuttuğunu söyledim ama hala elimizde Salih Bey ile ilgili bir adres, bir telefon yoktu. Satranç kulübünden bir şeyler çıkabilirdi belki.

"Yarım kalan her şey tamamlanmaya mahkumdur"

Benim vardiyam olduğu için Umut satranç kulübüne gitti. Onlar da Salih Bey'in uzun zamandır uğramadığını söylemişler. Oradan öğrendiğimiz tek şey Salih Bey'in soyadı oldu: Salih Akcan.

Sonra internette uzun araştırmalar yaptık. Ama internetin keşfinden çok önce doğmuş bir adamın orada ayak izine rastlamak da kolay olmadı. Tüm umutlarımız tükeniyordu ki o akşamüstü bir telefon geldi Umut'a. Salih Bey'i aradığımızı kulüpten öğrenen biriydi arayan. Salih Bey'i tanıdığını ancak kendisinde hiçbir iletişim bilgisi olmadığını, yine de yardım etmek istediğini söylüyordu. Kafeye davet ettik, en az hayalimizde canlandırdığımız Salih Bey kadar kibar bir beyefendi geldi. Salih Bey ile ilgili çok fazla bir bilgi alamasak da bir ihtimal Müzeyyen Hanım'ı sorduk ona. Tanıyor olabilir miydi? Salih Bey hiç Müzeyyen isimli birinden bahsetmiş miydi?

"Ah bahsetmez mi hiç?" dedi görgü tanığımız, "Hayal gibi bir aşk yaşamışlar. Ama tüm güzel aşklar gibi bu aşk da yarım kalmış. Ama Salih onu bulacağından ve tamamlanacaklarından çok emindi. Yarım kalan her şey tamamlanmaya mahkumdur diyordu sürekli. Aa, şimdi hatırladım. Müzeyyen'in bir kızı varmış. Şuradaki üniversitede öğretim görevlisiymiş sanırım. Müzeyyen'e yakınlaştım demişti bundan bahsederken. Neydi adı hatta, dur bakiyim. Hah Aslı. Aslı Memnun. Hatırlıyorum çünkü benim torunum da o üniversitede, ona sormuştum, belki dersine giriyordur diye."

İpin ucunu tutmuştuk artık. Sıradaki durağımız Aslı Memnun'u bulmaktı. Okula gittik ve bir süre bekledikten sonra Aslı ile görüşebildik. Annesi Müzeyyen Hanım'ın artık huzurevinde kaldığını söyledi. Üsküdar'da bir huzurevindeydi, Aslı üstüne basa basa böyle olmasını onların da istemediğini ancak yurt dışında bir süre yaşamak zorunda kaldığı için annesini güvenilir bir yere teslim etmeye karar verdiğini söyledi. Aslı da daha birkaç gün önce üniversiteye geri dönmüştü zaten. Salih Bey'i bulamamıştık ama onun o aşk dolu mektubu Müzeyyen Hanım'a ulaşacaktı, ulaşmalıydı, artık vazgeçemezdik.

Ertesi gün kafeden izin alarak atladık vapura, Üsküdar'a doğru bir yolculuğa çıktık. Biz bu kadar heyecanlıysak Salih Bey nasıl olurdu kim bilir? Kafeye de geri gelmemişti mektubu düşürdüğünü fark edip. Neredeydi, ne yapıyordu? Hayatının aşkını bir huzurevinde bulacağını hiç tahmin ediyor muydu?

Elimizde bir aşk mektubu, bir alyans huzurevine girdik. Görevli bizi bahçeye çıkarttı ve işte orada diye bembeyaz saçlı bir kadını gösterdi. Gösterdiği kadın bankta oturuyor, eteğinin dibine konmuş kuşlarla konuşuyordu. Bizi görünce önce yüzümüze baktı, sonra kafasını yine kuşlara çevirdi. Sonra bankta yanına oturup ona her şeyi baştan sona anlattık.

***

Her şey bittiğinde Müzeyyen Hanım, elinde mektup ve alyans ile bankta oturuyor ve usul usul ağlıyordu.

"Ben Salih'e çok kötülük yaptım, ben bu sevdayı hak etmedim" dedi içini çeke çeke. "Çok seviyorduk birbirimizi, sonra babam beni iş ortağının oğluyla evlendireceğini söyledi. Söyleyemedim babama, başka birini seviyorum diyemedim. Kaderime razı geldim. O akşam Salih ile her zamanki köşemizde buluşacaktık. Beni gördüğünde gene gözleri parlıyordu. En güzel kolonyasını sürmüştü. Saçlarını benim sevdiğim gibi yana taramıştı. Ben o akşam Salih'e mektubun içinde gördüğünüz bu yüzüğü geri verdim. 'Salih, üzgünüm, ben yapamam' dedim. Suratındaki o ifadeyi unutamıyorum. Her gece hala rüyalarıma giriyor. Ölüm acısına benzeyen bir acı vardı yüzünün her detayında. Sonra arkamı döndüm ve gittim. Ona veda etme şansı bile tanımadım. Babam beni o adamla evlendirdi. Kocam askerdi, Ankara'ya tayini çıktı ve hemen taşındık. Salih ile de böylece tamamen koptuk. Mektupları hiç elime geçmedi. Eski adresime göndermiş olmalı, ne annem ne de babam bana bundan hiç bahsetmediler halbuki. Ben içimdeki bu aşk acısı, bu vicdan azabıyla senelerce yaşadım. Ama Salih benden nefret ediyor sanarken o aslında senelerdir beni arıyormuş, benden hiç vazgeçmemiş. Şu an bana dünyaları verdiniz çocuklar. Ben burada her gün ölümün gelmesini ve artık beni almasını beklerken siz bana yaşamak için bir sebep verdiniz. Salih beni bulacak eminim, o beni burada bulacak" dedi ve alyansı parmağına taktı.

Huzurevinden çıkarken arkamızda mutlu ve umutlu yaşlı bir kadın bırakmıştık. Parmağında alyansla eski sözlüsünü bekleyen ve onu kurtaracağına inanan bir kadın... Kaderin ayırdığı ve yakında birleştireceği bu aşıklar bize yeniden bir şey öğretmişti:

"Yarım kalan her şey tamamlanmaya mahkumdur."

İZLEDoyamayanlar için bir de videomuz var!

Kafedeki Kız

"Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. "
362TAKİPÇİ
18İÇERİK

Yorumlar

undefined yorum yapılmış

Vallahi Bırakmayız, Bir Tabak Daha?