Yemek.com

Bir Güvecin Senede Bir Gün Buluşturduğu İki Sevgili: Buğra ve Eirini

guvec-hikayesi-manset

Yazar notu: Bir yandan hikayeyi okurken bir yandan şu parçayı dinleyebilirsiniz.

Buğra yavaşça ovdu güveç kabını zeytinyağı ile. Yandaki köyden gelmişti ve taze sıkılmıştı zeytinyağı, e haliyle acıydı birazcık. Acı olmasına takılmadı, taze sıkılmış zeytinyağı makuldu çünkü oralarda.

O sırada 'Eirini' domateslerin kabuklarını soydu ve güvece suyunu salacak ama yine de domates olduğunu belli edecek büyüklükte kesti tek tek. Buğra ise o sırada ahtapota geçmişti. Balkona doğru yürüdü. Orada masa üstünde son dokunuşları yapacaktı ahtapota. Ahtapot buzhaneden değildi. Buğra eliyle döve döve yumuşatmıştı ahtapotu, Mordoğan’da, Ayıbalığı kayalıklarında. Yavaş yavaş kesti ahtapotu güvece sığacak şekilde.

Acelesi yoktu.

Hatta ahtapotu keserken aslan sütünden bir iki dudak aldı keyif için. Eirini de domateslerden bibere geçmişti. Sonrasında Buğra, arpacık soğanlarının en üst kabuklarını ayırdı. Acı biberleri dilimledi. Bizim biberler gibi değildi, tarla toprak üstündeydi hala. Ahtapotlarla işi biten Buğra mutfağa girdi. Yavaşça zeytinyağıyla yıkanmış gibi duran güvece boşalttı ahtapot parçalarını.Tahta bir kaşıkla karıştırdı ve üstlerine biraz daha zeytinyağı boca etti. Hepsinin üstüne domates, soğan, biber...

Of of of.

Daha pişmeden ekmek batırası geliyordu Buğra’nın. O sırada Eirini kendisine hazırladığı şevketi bostanı masaya götürdü. Kendisine hazırladığı derken Yunan kızımız, o tarafta yenen, kuzu etiyle pişirmişti. Buğra ise kendisine (kuzu eti ile sıcak sevmezdi) zeytinyağlı olarak hazırlamıştı. Öyle veya böyle o dikenli ot nasıl böyle bir keyfe dönüşüyordu akıl sır ermiyordu. Her zevkleri aynı olacak değildi ya. Eirini de balkondaki masaya şevketi bostanı götürünce o da aldı bir yudum aslan sütünden. Hafif hafif esiyordu. Güzel olacaktı Ege’ye karşı demlenmek. Masaya peynir, söğüş domates geldi ardından. Bir de ekmek batırmalık acı zeytinyağı.

Her şey olması gerektiği kadar güzeldi.

Güvecin makyaj kısmını Eirini hep daha iyi yapardı. Önce sağlam bir parça tereyağı eklendi sebzelerin ve ahtapotun üzerine. Daha sonra az buçuk tuz, karabiber, kırmızı biber, nane serpildi. Makyaj hafif olmalı bastırmamalıydı alttaki güzelliği. Renk vermeliydi sadece. Sonra suyunu da ekledi ve kapağı kapattı.

Buğra büyükannelerden öğrendiği yöntemle biraz un, biraz suyla hemen bir hamur yoğurdu. Hamuru ince bir şerit haline getirip kapakla güveç kabı arasına sır çekti. Havalı olmuştu güveç kabı. Sonra fırına doğru sürüverdiler. En az bir buçuk iki saati vardı olmasına.

Güvecin en güzel yönü yeme kısmı değildir aslında, bekleme aşamasıdır. Sohbetleşirsin, iki kadeh yuvarlarsın dinlenirsin. Sonrasında da iyice acıkınca yemek hazır olmuş olur zaten. Bizimkiler de öyle yaptılar. Masaya geçtiler. Buğra Mordoğan’daki evinin balkonundan Ege’ye doğru baktı. Eirini ise Hydra adasındaki evinin balkonunda Ege üzerinden Mordoğan’ı görür gibi yaparak oturdu sofraya. Yüzlerce kilometre öteden kadeh kaldırdılar iki dost, iki sevgili...

İki kelime edemeseler bile beraber yediler, beraber içtiler o akşam. Her sene aynı gece beraber yemek yeme sözlerini bazen uzak bazen aynı masada hep tutmuşlardı yıllardır.

Neden mi ayrı idiler veya evlenmediler?

O ayrı bir hikaye. Sonra anlatırım.

Onlara üzülün veya melankoli olsun diye anlatmadım bu kısa hikayeyi. Bizler her gece aynı masaya oturup cep telefonlarımızın siyah ekranlarına bakarak birbirimizi görmeden yemek yerken Buğra ve Elenie yüzlerce kilometre öteden beraber yiyorlardı ya...

İnsanın gidesi geliyor.

İZLE
Doyamayanlar için bir de videomuz var!