Yemek.com

Depocu Mehmet Efendi’den Pazarlamanın Kralı Mehmet Bey’e

mysteakhouse - Küşleme

Evet depocuydum. Tam bir yıl oluyor depo müdürlüğünden pazarlama krallığına terfi edeli. Bir yılda nasıl depoda sayım yapan Mehmet Efendi'den pazarlama müdürlerinin peşinden koştuğu Mehmet Bey olduğumu anlatmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Büyük ihtimalle inanmayacaksınız ama olsun.

İsmini veremeyeceğim bir firmanın deposunda mal girişi, mal çıkışı, irsaliye onayı, irsaliye reddi; her yılbaşında millet evinde göbek atıp Victoria’s Secret seyrederken raf raf mal sayımı yapan Mehmet Efendi'ydim. Severdim işimi. Bazen yoğun, gürültülü bazen ise o uzun raflar içinde uzanan depo ile kaçar giderdim o büyük şehrin karmaşıklığından. Ne de olsa benim oyun alanımdı depo. Müdürler bile bilmezdi depoda ne nerede vs. Yardımcılarım vardı tabii ama işin patronu bendim orada. Neyse, konumuz benim depo ve küçük dünyam değil.

Bir yıl önce, eve yorgun argın geldiğim bir gece yemeğimi bile yiyemeden kendimi yatağa atıverdim. Gözler kapandı ama açlık o açlık. Gözümün önünde benim hanım mutfakta, bıçak elinde; soğan, biber doğramaca; kuşbaşı etler; kuyruk yağı küçük küçük of of of. Valla benim hanım öyle bir güveç yaptı ki rüya rüya değil güveç evi. Soğan kavruldukça avuçlarım terledi; biber, sarımsak tane tane eklendi. Yatakta ziyafetin dibinde idim. Sabahı ettiğimde gözüm doymuş ama midem kazınıyordu. Neyse uyandım ama hanım da ben de uyuya kalmışız. Koştur koştur işe geldim. Depoda çocuklar ziyafet hazırlamış. Kürt böreği, üzerine pudra şekeri aman aman... Ama benim kafa güveçte. Yine de açlık söz dinlemiyor. Yedik börekleri afiyetle. Sonrası öğlene geldik. Tabldot yemeklerimizi yemek üzere fabrika yemekhanesine yollandık. Pilavımızı, kurumuzu yedik. Yoğurt ve turşu ile yan ürün takviyelerimizi aldık ve akşamı bulduk ama kafa güveçte. Güveç güveç güveç...

Servise bindiğim gibi eve geldim. Kapıyı açtım içeri girdim. Ayşe Hanım (benim hanım) mutfakta idi. “Ayşe Hanım iyi akşamlar” diye seslendim. “İyi akşamlar” diye seslendi. “Sana bu akşam sürpriz var” dedi hanımım. En son sürprizi düşündüm. Birkaç ay önce bir kuzu tandır yapmıştı gerçekten parmaklarımı yemiştim. Kendi kendime “Ulan Mehmet yine şanslı adamsın güveç zor tabii ama hanımın yine sana en zor gününde bir ziyafet hazırlıyor” diye teselli ettim. Elimi yıkayıp mutfağa doğru ilerledim ve aman diyim o ne... Ayşe Hanım soğanları kavurmuş, biberleri, sarımsakları, kuyruk yağlarını kavuşturmuş, o büyük aşkları etle buluşturmuştu. Taş ocak olmasa bile evdeki fırında fokur fokur kaynayan bir güveç beni bekliyordu. Şanslı adamdım. Saat 22:00 olduğunda ancak mırranın çözebileceği sorunlarla boğuşan mideme rağmen şenlik yapan hormonlarım, son iki saattir yüzümdeki gülümsemenin devam etmesini sağlıyordu.

Günler devam etti. Bir iki hafta sonra yine açı açına uyumak üzerine yatağıma yatmış ve yorgunluktan kalkamayabilirim diye üç ayrı saat kurmuştum. Uykuya daldım dalmadım 5 dakika geçmişti yine açlıktan mıdır bilinmez bu sefer ben mutfağa girdim. Mutfakta bana nefis bir levrek vermişler. Gidip nereden buldu isem 3-4 kg tuz (bildiğiniz tuz değil); hayatımda yapmasını boşver henüz bir defa bile yemediğim tuzda balık olayına giriştim. Balığı ortadan ayırıp defne yaprakları, sarımsaklar derken balığı gömdüm tuza. Tam masaya oturmuş balığa girişeceğim alarm malarm koştur koştur depoya...

Gün boyunca öldüm bittim. Bu kadar mal çıkışı görmemiştim onca senedir. Akşamı bitirdiğimde benim de pilim bitmişti. Serviste uyuyarak eve ulaştım. Eve girişimle mutfaktan gelen balık kokusu ile “yok artık” dedim. 30 yıllık kuru fasulye, pilav, köfte uzmanı Ayşe Hanım tuzda balık yapıyor olamazdı. Mutfağa girdim şaşkınlıkla. Bu tesadüf olamazdı. Benim 40 yıllık Ayşe Hanım “Bey valla değişik bir şey deneyeyim dedim ve düşündüm düşündüm tuzda balık diye bir tarif vardı onu denemeye karar verdim” dedi. Dedi de ne oluyordu? Yok yok çözmüştüm ben olayı. “Ayşe” dedim. “Rüyamda falan mı konuşuyorum? Sen benden mi duydun tuzda balık olayını” dedim. “Yok bey valla aklıma geldi” dedi ama inandırıcı değildi. Daha da deşmedim konuyu ne de olsa nefis bir yemek vardı evde. Akşam yine keyfin dibinde idim. Balığımızı yedik. Defne aroması, sarımsak kokusu her şey aynı rüyamdaki gibiydi.

Ertesi akşam aç olmama ve erken gelmeme rağmen aç olarak yattım yatağa. Rüyada göreceklerim gerçek hayattan daha önemli hale gelmişti. Ve yatar yatmaz rüya daha doğrusu rüya değil gurme dünyası programı başladı sanal ortamda. Nefis bir tavuk kanat yaptım. Acılı sosun hazırlanmasından, tavuk kanatların hazırlanması aşamasına kadar televizyon programı tadında konuyu hallettim. Yine tam yeme noktasına geldiğimde sabah olmuştu ama bu sefer gün boyunca akşam eve döndüğümdeki manzarayı hayal ediyordum. Ve senaryo aynen gerçekleşti. Ayşe Hanım nefis bir tavuk kanat yapmıştı. Bu artık tesadüf olamazdı ama neydi bu olay? “Akşam rüyada gör ertesi gün hanım sana o yemeği bir de aynı tarifle yapsın.”

İki gün sonra tekrar denemeye karar verdim. Zaten tekrar denemeye karar verdiğimde çözdüm konuyu. Konu benim düşündüğümden daha büyüktü. İşten geldim. Aç değilim ve yorgunum diyerek yatak odasına geçtim. Bu sefer sipariş verecektim rüyam için. Uyumadan önce uzun uzun ne istemeliyim diye düşündüm. En pahalı etlerden olan küşleme görecektim rüyamda. Bakalım görebilecek miydim?

Bu et hayvanın sırt bölgesinden kuzu başına 2 parça çıkardı. Ayrıca çok pahalı idi. Bize gelmezdi işin özü. Yine de merak içindeydim. Uykuya daldım. Gerçekten küşleme gördüm. Ağır bir tava üzerinde önce mühürledim. Biber, kekik ile yavaş yavaş pişirdim. Yanına haşlama brokoli ve sebzeleri ekledim. Aynı o steakhouse dedikleri yerlerdeki gibi tahta bir ekmek tahtası üzerinde sundum kendime. Şarap açtım yanına kırmızı- Kabarne Savinyon mu diyorlar ne... Nefis idi ama hayatımda böyle bir durum yaşamamıştım.

Akşamı zor ettim ertesi gün. Eve geldiğimde Ayşe Hanım salonda ağlıyordu. Hayda biz küşleme beklerken durum bambaşka idi. Zaten olacağı yoktu ve bütün tez çökmüştü. Kim görmüştü bizi küşleme yerken. Pirzola bile 3-4 ayda bir girerdi bizim eve. Yani rüya bu sefer tutmamıştı. Salona girdim. “Hayrola Ayşe noldu niye ağlarsın?” dedim. Başladı anlatmaya ama inanır mısınız yoksa ben pencereden mi atlayayım bilemedim. Sabah kalkmış benim hanım. Canı ne çekmiş dersiniz? Küşleme.

Kahvaltıyı yapmış yavaş yavaş. Saat olmuş 10:00. Çıkmış evden yürümüş kasap Cemil beye. Küşleme istemiş istemesine de zaten adama 3 porsiyon gelmiş ve onları da yarım saatte satmış. Daha da garibi Ayşe Hanım'dan önce en az on kişi daha sormuş ona. Devam etti ağlamaya. Ayşe Hanım çıkmış bizim kasaptan başlamış küşleme için dolaşmaya. Saat öğleden sonra üçe gelirken gezdiği kasap sayısı ben diyim on siz deyin yirmi ama küşleme yok. Koca mahalle-semt küşleme yemek için sözleşmiş sanki. O zaman anladım sadece hanımı değil mahalleyi etkiliyordum geceleri. Allah’ım nasıl bir güç vermiştin bana. Millet çizdiği resimle, konuşması, hitabıyla etkiler biz rüyamızda ne pişiriyorsak millet ertesi gün onun peşinden gidiyordu.

Bu konu üzerine iyice kafa yormaya başladım. Kimseye anlatamıyordum. Deli derlerdi bana. Hanım dahil bilmiyordu mevzuyu. Bir sürü soru geliyordu aklıma... “Acaba ne kadarlık bir alanda etkili idim? Tüm İstanbul’a ertesi gün rüyamdakini yedirebilir miydim? Rüyamda pişirdiğimi ertesi gün bulamalarsa isyan çıkar mıydı?..” Sırayla soru işaretlerini gidermeye karar verdim. Önce etki alanımı ölçecektim. Bunun için küçük bir plan yaptım. Yemeksepeti.com’dan bir arkadaşımın oğlu vardı. Satış ekibinin başında. İyi çocuktu diye aklımda kalmıştı. Yemekten öyle çok anlamaz ama insan ilişkisi falan iyiydi.

Akşam rüyamda gördüğüm yemeğin İstanbul’da ertesi gün restoranlarda satışının artıp artmadığını ve hangi semtlere kadar bu etkinin olduğunun bilgisini rica edecektim. Babasını arayıp cebini alıp ararım dedim. Benim ev Hisarüstü’nde idi. Orayı merkez kabul edersek örneğin Etiler, Beşiktaş, Levent diye yayılırsak Bakırköy’e kadar etki olacak mıydı? Akşama heyecanla geldim. Umarım dedim iyi birşeyler görürüm rüyamda. Çok da yemedim. Şansıma rüyamda bir usta bana beyti yaptı. Ama nasıl beyti. Yeme de yanında yat. İşte zaten onun gibi bir durumdaydım. Rüyada görüyor ama yanında yatıyordum. Neyse lafı uzatmayalım. Sabah oldu hiç ses etmeden normal hayatımıza devam eder gibi işime gittim. Geldim akşama hanım dışarıda yiyelim dedi. Aldı beni kebapçıya götürdü. Hiç karışmadım menüyü açtı ve “Beyti” dedi. Yedik beytileri. Sabahı zor ettim. Hemen şu Yemeksepeti’ndeki çocuğu arayıp soracaktım durumu.

Beyti Kebap

Beyti Kebap

Nasıl soracaktım? Bilmiyorum ama bir şekilde soracaktım. Önce babasını aradım. Uydurdum birşeyler aldım oğlunun numarasını. Aradım çocuğu. İyi karşıladı. Hatırladı beni eski mahalleden. Hal hatır faslı bitince lafa girdim. “Bak oğlum, dün akşam gittiğim kebapçıda hemen hemen herkes beyti yiyordu. Acaba beytiye özel bir gün müydü merak ettim. Sen bilirsin siparişleri, ürünleri; bir baksana” dedim.

Söylediğime ben bile inanmamıştım ama çocuk nezaketten mi başından savmak için mi bilinmez “bakıp arayayım amcacım” dedi. Yarım saat sonra ilk telefondakinden daha da heyecanlı bir ses tonu ile “Ya baktım ilk başta olur mu diyordum ama valla dediğiniz gibi beyti satışları önceki günlere birkaç kat artmış” dedi.

Konuya girmişken soruverdim “Peki her yerde mi? Yoksa sadece bizim semtte mi?”. Bakmış ona da. “Amcacım valla Avrupa tarafında daha fazla artmış ama kenar semtlerde aynı etki yok. Mesela Maltepe, Beylikdüzü’ndeki kebapçılarda öyle bir artış yok dedi. Olay anlaşılmıştı. Bizim de bir gücümüz vardı. İnsandık işin sonunda. Çocuğa “sağol valla yordum seni” dedim ama ne olur ne olmaz diye “bir şey olursa ararım” diye kapıyı aralık bıraktım. O da şaşırmıştı zaten. Depocu Mehmet Efendi nasıl olmuştu da beyti satışlarının artışını Yemeksepeti gibi elinde devasa bilgi olan bir yerden daha önce yakalamıştı.

Son noktaya gelmiştim. Ne rüya göreceğimi belirleyebilir miydim? Bunun için tamamen hissiyatlarım üzerine dayalı bir plan yaptım. İşlerin yoğun olmadığı bir günü seçtim. Tüm günü aç geçirdim. Eve gelince de hanımdan “çok yedim gündüz” diyerek affımı rica ettim. Yatmaya 1-2 saat kala interneti açtım. Yatmadan önce 2 saat boyunca karpuz resimlerine baktım. Eğer kış günü karpuz çektirebilirsem milletin canını, çektirme konusunda yön verme olayını çözmüş olacaktım. En son, karpuz yiyen insanlara ait videolar izleyip uykuya daldım. O karpuz ne meyveymiş arkadaşım. Bıçakla oyunlar, otellerdeki gibi karpuz kabuğu üzerine desenli süslemeler; çekirdekli, çekirdeksiz, beyaz, kırmızı çeşit çeşit karpuzlar geldi geçti önümden. Ağzımın suyu aktı. Ve sabah oldu.

Kalktığım gibi servis, işyeri akşamı zor ettim. İşyerinde bir iki karpuz muhabbeti olur mu diye bekledim ama adı geçmedi bile. Eve doğru yürürken milletin elinde karpuzları görünceye kadar bayrakları yarıya indirmiştim. Ama yine olmuştu. Millet ne yapıp edip karpuzu bulmuştu. Bir, iki, beş, on herkes karpuz bulmuştu bir şekilde. İşi çözmüştüm. Ertesi gün gazeteleri alıncaya kadar gücümün farkında değildim. “İstanbul’da kış günü karpuza hücum”. Bu sefer olay daha da büyük olmuştu. Manavlar, Ürdün karpuzu vs derken herkes tüm İstanbul’da karpuz peşine düşmüştü. Lüks restoranlara gidip sadece karpuz yiyenler. Kilosunu 10-15 TL’den satıp günü kurtaranlar. Gazeteye haber olmuştu ama ne olmuştu da herkesin canı karpuz çekmişti kimse bilmiyordu.

Tüm İstanbul’u nasıl etkilediğimi sonradan fark ettim. O gün tüm günü aç geçirmiştim. Ne kadar aç o kadar geniş alanda etkili idim. Dizi filimlerde ürün yerleştirme reklamlarına rakiptim, milletin aklına yerleştiriyordum. Daha ne olsun.

Daha sonra Yemeksepeti.com’daki genci aradım. Bir görüşmek istediğimi, anlatacaklarım olduğunu ve fikir danışacağımı söyledim. Restoran açacağımı zannetmiş tabii. Her gün kapısını çalan bir sürü insan olduğu için öyle diye düşünerek buyur etti. Ofislerine gittim. Odasına geçtim ve bir su rica edip başladım anlatmaya “benim bir özelliğim var ama inanır mısın bilmem...“ dedim ve sonra olanlar tek tek anlattım.

Açıkcası inanır inanmaz ama gülümseyerek dinledi. Sonuna kadar bekledi. Ve sonra başladı aklına gelenleri söylemeye “Amcacım eğer bu doğru ise artık zenginsin. Bu restoranlar, markalar bugün, yarın, ertesi gün ne yiyeceğine yön verebilmek için milyon TL’ler harcıyor, dizi filmlerde ürün yerleştiriyor, reklam filmi çekiyor, billboard vs etkilemek için herşeyi yapıyor. Eğer senin bu özelliğin bu kadar etkili ise sırayla görüş, hepsi ile küçük bir deneme yapıp etkini göster ve sonra bunun için iyi bir fiyat iste”.

Yani aslında yapacağım basit idi. A markasının burgerini herkes yesin diye o gün aç gezecektim ve akşamı o ürünle ilgili videolar, fotolar ve hatta onların ustası önümde o ürünü yapacaktı. Sonra rüyamda ürünün yapılışı ve ertesi gün başlasın şenlik.

“Vay be” dedim. Depocu Mehmet oluyor “Inception Mehmet". İlk deneme için Yemeksepeti’ndeki genç dostum bana yardımcı oldu. O gün akşam beni bir restorana götürdü ve bir İtalyan pizzası yaptılar bana ama yedirmediler, öldüm bittim. Gece rüyamda pizza tarifi, sosları, peynirleri. Ertesi gün akşamı bile bulmadık. Yemeksepeti’ndeki genç dostum aradı. Öğlen siparişlerinde pizza almış başını gitmişti. Bu iş olmuştu.

Şimdi artık her ay iki üç marka için rüya görüyorum. Ismarlama rüya tabi ki. Daha güzel bir eve çıktım. Hanım ile ayağımızı uzatıyoruz. Arada bir iki gün aç geçiyorum rüyanın kapsama alanı büyüsün diye ama o da olsun be. Ne de olsa Türkiye’nin en doğal pazarlama müdürüyüm.

İZLE
Doyamayanlar için bir de videomuz var!